KİTAP
Açıklamalı İçtihatlı
İNŞAAT HUKUKU 9. BASKI
2018 /  17x25
1491 Sayfa
9. Baskı / Ciltli 

MURİS MUVAZAASI

~ 05.04.2020 ~

Bir kimsenin; mirasını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği, tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklanmış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin TBK’nun 19. Maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşullarından yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilirler ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. Maddelerinin sağladığı haklara etkili olmaz (İBK. 1.4.1974, 1/5).

 Miras bırakanın yaptığı temliki tasarruflardan zarar gören mirasçıların tenkis davası ile birlikte kademeli olarak veya tenkis davası açtıktan sonra ayrı bir dilekçe ile TBK’nun 19. Maddesine dayalı muvazaa nedeniyle iptal ve tescil davası açabilirler (İBK. 22.5.1987, 4/5).

 Muris muvazaası, nisbi (nitalikli-mevsuf)  muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada, miras bırakan, gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek; gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını tapuda yaptığı resmi sözleşmede satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklayarak devretmektedir.

Bu durumda (Bkz. 1.4.1974 gün ve 1/1 sayılı İBK) görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradesine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 634, Borçlar Kanununun 213 ve Tapulama Kanununun 26. Maddesinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, SAKLI PAY SAHİBİ OLSUN VEYA OLMASIN MİRAS HAKKI ÇİĞNENEN TÜM MİRASÇILAR dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeniyle geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaşabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, başka bir anlatımla miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanması yanında birlikte ve doğru biçimde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır.

Miras bırakanın sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını, mirasçıları arasında hoşgörü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa, miras bırakanın mal kaçırma iradesinden söz edilemez. Öyleyse miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı üzerinde durulması, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden, taşınır, taşınmaz ve haklarının araştırılması, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi, her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınarak paylaştırmanın mı, yoksa mal kaçırma amacının mı üstün tutulduğunun aydınlığa kavuşturulması zorunludur.

Somut olayda, davacı, 309 ada 158 parselde kayıtlı dairenin satış gösterilmek suretiyle  temlik ettiğini, işlemin muvazaa nedeniyle illetli olduğunu ileri sürerek pay oranında iptal ve tescil isteğinde bulunmuş ise de; dosya içeriğinden özellikle bozmadan sonra toplanan delillerden davacıya ada 1978 yılında bir daire temlik ettiği, dava dışı Erkan’a da gizli bağış sonucunda bir mesken alındığı, bedelinin mirasbırakan tarafından karşılandığı, böylece makul ölçüler içerisinde hoşgörü  ile karşılanabilecek  bir paylaştırma yapıldığı saptanmıştır. Bu durumda murisin, mirasçıdan mal kaçırma amacıyla hareket ettiği söylenemez (1. HD. 20.10.1998, 9564/11285).

 Muris muvazaasına dayalı iptal davaları ile tenkis davaları ileri sürülüş biçimleri, hukuksal esasları, kapsamları, hüküm ve sonuçları bakımından birbirlerinden tümüyle farklı davalardır. Bu iki dava 22.5.1987 gün ve 4/5 sayılı İBK’nda belirtildiği üzere aynı dava içerisinde kademeli istek olarak ileri sürülebileceği gibi, ayrı ayrı da açılabilir. Birbirinin açılmasını engelleyen bir yasa kuralı bulunmadığından davacılar, bunlardan birini ötekine tercihan açmaya zorlanamaz. Bu davalardan birinin önceden açılması, açık bir irade beyanı olmadan ötekisinden feragat anlamına gelmez. Biri hakkında verilen hüküm ötekisi hakkında kesin hüküm oluşturmaz.

Tenkis davaları geçerli temliki tasarruflar, muvazaa davaları ise temelde geçersiz tasarruflar hakkında açıldığından, tenkis davasında sözleşmenin geçerli olduğu olgusu kabul edilmiş ve verilen hüküm kesinleşmişse, aynı taraflar arasında görülen muvazaa davasında bu olgunun tarafları bağlayacağı ve temliki tasarrufun geçersizliğinin artık ileri sürülemeyeceği kabul edilmelidir.

Somut olayda ise önce tenkis davası açılmış, aynı taraflar arasında, aynı taşınmaz hakkında daha sonra açılan muvazaa davası görülmekte iken temliki tasarrufun geçerliliği kabul edilmek suretiyle hükmedilmiş, temyiz itirazı üzerine “murisin davalı tarafından bakılıp gözetildiği, minnet duygusu altında temlikte bulunduğu, miras yolu ile kendisine intikal eden taşınmazları da davacılara verdiği, saklı payı çiğneme kastı bulunmadığı” gerekçesiyle verilen hüküm bozulmuş, bozmaya uyularak verilen ret kararı kesinleşmiştir.

Açıklandığı üzere tenkis davasında temliki tasarrufun geçerli olduğu, bozmadan sonra tenkise dahi karar verilemeyeceği kabul edilip dava reddedildiğine göre, kesin hükümle belirlenen bu olgu, muvazaa davasında tarafları bağlar. Başka bir anlatımla sözleşmenin geçerli olduğuna ilişkin bu olgudan sonra temliki tasarrufun geçersizliği ileri sürülemez (HGK. 9.12.1998, 860/894).

 “Muris Muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği bakımından nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür Söz konusu muvazaada miras bırakan, gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak; mirasçısını, miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda 1.4.1974 tarih ve E. 1, K.2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradesine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 634, Borçlar Kanununun 213 ve Tapulama Kanununun 26. Maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeniyle geçersizliğin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanması yanında, birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de, ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Öte yandan, miras bırakan sağlığında tüm mirasçılarını gözetecek biçimde ve hoşgörü sınırları içerisinde kalan kabul edilebilir paylaşma yapmış; bu durumu toplanan deliller doğrulamış ise, elbette mirastan mal kaçırmaya yönelik muvazaalı temliklerden söz edilemez. Bunun yanı sıra, muvazaalı temlikin ya da temliklerin varlığının saptanması halinde kademeli isteklerden ilkine (iptal ve tescile) karar verilmelidir (1. HD. 26.6.1996, 7605/8056).

 Temliki tasarrufa ilişkin olarak davacıların iradesini ve talebini kapsar şekilde açılan tenkis davası sonuçlanmış ve kesinleşmişse; 1.4.1974 gün ve E.1, K.2 sayılı İBK uygulanamaz (1. HD. 18.5.2000, 5687/6367).

 Müvekkil, vekile taşınmazlarını yalnız satmak için vekalet vermiştir. Vekilin taşınmazları, gerçek değerin çok altında bir bedelle karısına temlik ettiği anlaşılırsa ortada satış değil, bağış vardır. Vekilin ise bağışa yetkisi olmadığı için muvazaalı olarak satış şeklinde gösterilen temlik isteminin iptali gerekir (1. HD. 5.6.1975, 4738/5804).

 Danışıklı olduğundan iptali istenen işlem miras bırakan tarafından yapıldığına ve mal kaçırmak amacıyla yapıldığı da öne sürülmediğine göre dava miras bırakana bağlı olarak açılmıştır. Bu bakımdan miras bırakan gibi mirasçılar da danışığı yazılı delille ispat etmelidirler.

Davacılar, miras bırakanlarının dava konusu taşınmazdaki 129/279 payını davalıya ölünceye kadar bakılıp gözetilmesi koşuluyla temlik etmeyi amaçladığı halde tapudaki işlemi muvazaalı olarak satış gibi gösterildiğini ileri sürerek iptalini istemişlerdir. Murisin kendilerinden mal kaçırmak amacıyla hareket ettiği hususunda bir iddiada bulunmadıkları gibi hata ve hileye de dayanmamışlardır. Muris muvazaalı olduğu ileri sürülen tapuda satış olarak gösterilen işlemin tarafı olduğuna göre ancak yazılı delile dayanabilirdi. Davacılar da delil yönünden aynı durumdadırlar (1. HD. 24.1.1983, 389/410).

1.4.1974 gün ve ½ sayılı İBK’nda sözü edilen muvazaa sebebine dayanan iptal davaları bir süreye tabi değildir (8. HD. 24.12.1985, 12186/12572).

 Gerçek değerle satış bedeli arasındaki aşırı fark, muvazaanın kabulü için tek başına yeterli değildir. Muvazaa, ayrıca öbür delillerle ispat edilmelidir (HGK. 6.6.1986, 273/634).

 Taşınmazın iki kişi tarafından ortaklaşa satın alınması ve ortaklardan biri adına tapuya tescil edilmesi durumunda, diğer ortak tarafından açılacak iptal davasının yazılı delil ile kanıtlanması gerekir (1. HD. 30.9.1986, 8735/9774).

 Taraflar kardeştir. Davacı dava konusu taşınmazı davalı kardeşi ile birlikte satın alıp, üzerine yine birlikte ev inşaa ettikleri taşınmazın müstakilen davalı adına tescil edildiğini ileri sürerek pay oranında iptal ve tescil istemiştir. Uyuşmazlığın açıklanan bu niteliğine göre, bu tür iddialar ancak yazılı delil ile ispat edilebilir (HGK. 11.11.1987, 198/829).

 Muvazaa nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davaları sözleşmenin yanları arasında görülmekteyse, yazılı delil ile ispat edilmek gerekir.

Mirasçılar, miras bırakanın halefi sıfatıyla dava açmışlarsa, iddia ve taleplerin yine yazılı delil ile ispat edilmesi gerekir.

Mirasçılar, miras bırakanın halefi olarak değil de miras payını veya dokunulmaz payını isteyen sıfatıyla hareket etmişlerse, muvazaa olgusunu her türlü delille ispat edebilirler (HGK. 25.5.1988, 232/421).

 Davacı, karşılıksız (muvazaalı) bir sözleşme bulunduğu halde, karşılıklı bir sözleşme biçiminde yapılan bir işlemin, saklı pay kurallarının çiğnenmesi amacıyla yapıldığını ileri sürerek iptalini istemişse, tapu kaydının tümünün iptaleni karar verilemez (HGK. 3.2.1982, 469/77).

 Tapusuz taşınmazlar menkul niteliğinde olup, satış ve bağışlanmasına ilişkin sözleşmeler herhangi bir şekle bağlı bulunmamaktadır. Bu tür sözleşmeler kişisel hak doğurur. Muvazaa söz konusu olmaz. Ancak MK. 507. Maddesi uyarınca tasarrufun tenkisi istenebilir (16. HD. 29.4.1988, 1690/8185).

 Kanserden muzdarip olan muris, kaldırıldığı hastahanede, son günlerini ve saatlerini yaşadığı, haleti nezi dönemine girdiği veya girmek üzere bulunduğu sırada dava konusu evini yeğeni olan davalıya kırk bin liraya satmıştır.

Satışın zorunlu ve makul nedenlere dayandığı anlaşılmadığına, 24.12.1965 gününde ödendiği kabul edilen 40.000 liralık satış bedelinden bir lirası bile 26.12.1965’te ölen miras bırakanın terekesinde çıkmadığına göre, davaya konu yapılan taşınmaza ait işlemin gerçek bir satış sözleşmesine dayandığı düşünülemez.

Satış parası murisin terekesinden çıkmadığına göre, satışın bedelli yapıldığı kabul edilemez (1. HD. 387/1256).

 Muris muvazaasına dayalı davalarda şu hususlar araştırılmalıdır: 1- Ömür boyu taşınmazını elden çıkarmayı düşünmeyen bir kimsenin ölümüne birkaç gün kala mirasçılarından birine temlik etmesi (satması) özellik taşıyan anlamlı bir davranıştır. 2- Satış peşin para ile yapıldığı ve bedel oldukça yüksek bir miktardan ibaret bulunduğu halde müteveffanın terekesinden çok kere bir kuruş bile çıkmaz. 3- Müteveffanın taşınmazını hangi nedenlerle satmak zorunda kaldığı araştırılmaz. 4-  Satın alanın, satış bedeli olarak gösterilen parayı ödeme gücüne sahip olup olmadığı incelenmez. 5- Taşınmazın temellük tarihindeki gerçek bedeli ile satış bedeli arasında göze çarpan bir fark mevcut olup olmadığı saptanmaz. Bir fak mevcut ise miras bırakanın bağışlama kastıyla hareket ettiği düşünülmez (1. HD. 14.10.1975, 9174/9303).

 Satışa rağmen taşınmazlara davacının eskisi gibi tasarrufa devam etmesi, temlik tarihinde  bir milyon liranın üstünde değeri bulunan taşınmazların 160 bin liraya satılmış gibi işlem yapılması satışın muvazaalı olduğunun karineleridir (1. HD.2.11.1978, 10321/11567).

İlke olarak, ölmüş veya sağ bir kimsenin, geçmiş bir tarihteki ruhi durumuna göre temyiz yeteneğinin bulunup bulunmadığı, onun hukuki tasarrufu yaptığı tarihteki tutum ve davranışlarının tespitiyle anlaşılır. Tutum ve davranışlar, genellikle maddi olaylardan başka bir şey olmadıklarından, tarafların miras bırakanının sözleşme tarihindeki tutum ve davranışlarının tanık dinlenerek ve mevcut ise o şahsın müşahede, tedavi ve muayenelerine ilişkin tıbbi vesikaları ve verilen raporları nazara almak suretiyle tespiti mümkündür. Maddi olgular ve belgelerden fenni sonuç çıkarmak, diğer bir deyimle maddi olgulara nazaran sözleşmenin yapıldığı tarihlerde miras bırakanın geçerli davranma yeteneğine sahip bulunup bulunmadığının belli edilmesi özel ve fenni bir bilgiye ihtiyaç da gösterebilir (4. HD. 20.11.1978, 1235/12862).

Miras bırakanın ekonomik durumu yerindedir. O kadar ki bir vakıf kurmayı bile düşünmektedir. Müteveffanın dava konusu payı satması ve hele bu satışı sembolik bir bedel karşılığında kızına yapması için geçerli ve tutarlı bir neden mevcut değildir (1. HD. 10.4.1979, 2664/4666).

 Miras bırakanın yarar sağlamak istediği kişiye, üçüncü şahıslardan aldığı malın bedelini ödemesi gizli bağıştır.

Davalının çekişmeli taşınmazı alacak ekonomik güce sahip olup olmadığı araştırılmalıdır (1. HD. 12317/12081).

 Sözleşmenin konusu olan her iki taşınmaz tapu sicilinde kayıtlı bulunmadığına göre, tapusuz taşınmazlar üzerindeki zilyetlikten ibaret olan hakkın devri hususuna ilişkin gizli sözleşme hiçbir şekil şartına bağlı olmadığından geçerlidir. O halde davacı tapusuz taşınmazların muvazaalı bir şekilde bağış yoluyla davalı tarafa devir ve teslim olunduğuna ilişkin belgelerin iptalini isteyemez İptali istenen belge geçerli olduğuna göre, davacı taraf ancak koşulları gerçekleşirse tenkis isteyebilir (HGK. 22.12.1983, 1905/966).

Murisin amacı ile açıkladığı iradesinin çeliştiği durumlarda “muris muvazaası” davası açılır. Ancak davada temlik tapu sicilinde de bağış olarak gerçekleştirildiğine göre açıklanan biçimde bir çelişki söz konusu olmayacağından muvazaaya dayalı dava dinlenemez (1. HD. 4315/6463).

 Davada miras payları oranında iptal ve tescil isteğinde bulunulduğu dikkate alınarak, mahkemece, istekle bağlı kalınmak suretiyle davacıların miras paylarına hasren iptal ve tescil kararı vermek gerekirken, dava dışı mirasçıları da kapsar biçimde tüm mirasçılar adına iptal ve tescil kararı verilmesi yanlıştır (1. HD.18.9.1986, 9276/9276). Mirasçıların miras payı oranında iptal ve tescile karar verilmesi gereken durumlarda,  tüm paydaşların davaya dahil edilmesine veya terekeye bir mümessil tayin ettirilmesine gerek yoktur (HGK. 18.9.1985, 134/693).

 Muvazaa savları zamanaşımına uğramaz (HGK. 22.6.1983, 497/719).

 Muvazaa nedeniyle tapu iptal ve tescil davalarında yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir (1. HD. 5.4.1982, 4590/4067).

Muvazaa davaları, sözleşmenin yanlarından birince veya taşınmazı intikal ettiren kişinin ölümü halinde mirasçıları halefiyet yoluyla açılmışsa, yazılı delille ispatlanmalıdır (HGK. 25.5.1988, 232/421).

 Muvazaalı ve üçüncü kişilerin zararlandırılması amacına yönelik bir işlem yapılmışsa, o işlemden zarar gören üçüncü kişi, tapuya şerh edilmeyen ve dolayısıyla hukuken güçlendirilmeyen şahsi hakkını aynı hak sahiplerine karşı ileri sürebilir (14. HD. 27.9.1988, 4220/5987).

 Muvazaa, def’i değil, itirazdır.

Hits: 146

FORUM

TEMİNAT MEKTUBUNUN DEPO EDİLMESİ İÇİN İHTİYATİ HACİZ KARARI VERİLEBİLİR Mİ
Bankalarca verilen teminat mektupları, Bankacılık Kanunu uygulamasında kredi sayılır (Bankacılık Kanunu md. 48).  Banka, teminatı veren’dir. Bankanın taahhüdü, temel ...
TAPU TAHSİS BELGESİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL MÜMKÜN OLMADIĞI TAKDİRDE TAZMİNAT İSTEMİ,DENKLEŞTİRİCİ ADALET İLKESİ
Uygulamada kısaca, İmar Affı Kanunu olarak bilinen ve 08.03.1984 tarihinde yürürlüğe giren 2981 Sayılı Kanun'un 1. maddesi hükmüne göre kanunun amacı imar ve ...
KİRA PARASININ UYARLANMASI
1.       Temel ilke, koşullar değişmiş olsa bile (sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan ...
GABİN
Taraflar arasında Bolu 6.Noterliğine ait 27.12.2017 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile; davalıların hissedarı oldukları Bolu ili, Merkez ilçe, Paşaköy ...
İŞ SAHİBİNİN "GÖRDÜĞÜM LÜZUM ÜZERİNE" DİYEREK APKİS'Nİ BOZMASININ AĞIR FATURASI=YÜKLENİCİNİN OLUMLU + OLUMSUZ ZARARLARININ TOPLAMINI ÖDEMEK
Taraflar arasında karşılıklı edimleri içeren ve üstün yönü ile eser sözleşmesi niteliğinde bulunan geçerli ve tarafları bağlayıcı karma bir akit ...
BİTİŞİKTE BULUNAN VE HATALI YAPILAN BİNANIN VERDİĞİ ZARARIN TAZMİNİ
Davacı, B... Sokakta bulunan Çakır Apartmanının 1 numaralı dairesinde hissesi oranında iki dükkana malik olup, söz konusu binanın bitişiğinde bulunan 626 ada, 160 parsel ...
MURİS MUVAZAASI
Bir kimsenin; mirasını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği, tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde ...
YÜKLENİCİ, BİR GEÇERSİZ SÖZLEŞME İLİŞKİSİNDE, GERÇEKLEŞTİRDİĞİ İMALATTAN DOLAYI İMALAT BEDELİNİ İSTEYEBİLİR Mİ? BU BEDELİN İÇİNDE KÂR DA VAR MIDIR?
YÜKLENİCİ, BİR GEÇERSİZ SÖZLEŞME İLİŞKİSİNDE, GERÇEKLEŞTİRDİĞİ İMALATTAN DOLAYI İMALAT BEDELİNİ İSTEYEBİLİR Mİ? BU BEDELİN İÇİNDE KÂR DA ...
DAİRELERİN KÜÇÜK YAPILMASI NEDENİYLE MEYDANA GELEN DEĞER KAYBININ İSTENMESİ
Binada var olan eksik işler bedeline hükmedilmediğine göre artık binadaki eksik işler nedeniyle değer kaybının varlığından söz edilemez. Ne var ki sözleşme ekleri ve ...
SÖZLEŞMENİN GERİYE VEYA İLERİYE ETKİLİ OLARAK BOZULMASI
Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra tarafların sözleşmenin etkisinden kurtulmaları, başka bir anlatımla, sözleşme ilişkisinin tasfiyesi gerekir.  Sözleşme ...
TİCARİ DEFTERLERİN İSPAT GÜCÜ
Ticari defterlerin delil olmasına ilişkin düzenleme HMK 222. maddede yer almaktadır. Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan ...
FAİZ-AVANS FAİZİ
Faiz: Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat ...
BELİRSİZ ALACAK DAVASI
Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin ...
ŞEKİL EKSİKLİĞİNİN ÖNE SÜRÜLMESİ
Mahkeme gerekçesinde de kabul edildiği üzere tapuda pay devri içeren inşaat yapım sözleşmelerinin geçerli olabilmesi için, TMK'nın 706, BK'nın 213, TK'nın ...
EKSİK VE KUSURLU İŞLER BEDELİ YÜKLENİCİYE YÜKLENECEKSE SÖZLEŞME BEDELİNİN DE KENDİSİNE ÖDENMESI GEREKİR
Taraflar arasında yapılan 3.12.1979 tarihli sözleşmenin 15. maddesinde eserin götürü bedeli ( 710.000 ) lira olarak kabul edilmiş, ödemeler hususunda davacı işveren ...
YÜKLENİCİYE VEKALETNAME VERİLMEZSE TESLİM SÜRESİNİN İŞLEMEYECEĞİNE İLİŞKİN SÖZLEŞME HÜKMÜ
Taraflar arasında akdedilen 26.4.1978 ve 13.3.1979 tarihli sözleşmelerde kat karşılığı davalıların yükümlendiği inşaatın 30.9.1980 tarihinde bitirilip davacılara isabet ...
YÖNETİCİNİN YÜKLENİCİYE DAVA AÇMA HAKKI
Taraf sıfatı, bir başka deyişle husumet ehliyeti; dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup ...
YÜKLENİCİNİN APARTMAN YÖNETİCİSİ ALEYHİNE DAVA AÇMASI
Somut olayda, dava dışı Apartman Yöneticiliğine kat malikleri kurulu kararı ile binanın çatısının komple yapımı, asansörlerin yeşil etiket olacak şekilde yapılması, ...
YÜKLENİCİNİN İFLAS ETMESİ, ALACAĞIN İFLAS MASASINA BİLDİRİLMESİ, KAYIT KABUL
Acele durumlar ayrık olmak üzere müflisin davacı ve davalı olduğu hukuk davaları durur ve ancak alacaklıların ikinci toplanmasından on gün sonra devam olunabilir. Dava durduğu ...
KİRA BEDELİNİN UYARLANMASI
Sözleşme Hukukuna egemen olan sözleşmeye bağlılık  ilkesi hukukumuzda da kabul edilmiştir. Bu ilkeye göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. ...
TAMAMLANMA ORAN %10'U ALTINDA İSE BU ORANDA YÜKLENİCİ PAYINA DÜŞEN BAĞIMSIZ BİRİMLERİN SATIŞININ İDARENİN İZNİYLE YAPILMASI
 7181 Sayılı Yasanın 24. Maddesiyle 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 6 ncı maddesine eklenen 13 fıkrasında[1], Afet ...
KENTSEL DÖNÜŞÜM SÖZLEŞMELERİNİN FESHİ
7181 Sayılı Yasanın 24. Maddesiyle 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 6 ncı maddesine eklenen 14 fıkrasında[1], TBK. md. ...
MÜTEAHHİDİN PAYINA DÜŞEN DAİRENİN ARSA SAHİBİNE SATILDIĞI İDDİASI
 Taraflar arasında 29.3.1973 günlü sözleşme ile arsa payı karşılığında bina yapımı konusunda bir ilişki kurulmuştur. Davacılar, yüklenicidir ve sözleşme ...
İNŞAAT SÖZLEŞMESİNİN SÜRESİZ HALE GELMESİ
 Asıl dava, eser sözleşmesinin feshi ile bu sözleşme sebebiyle verilen bonoların iptal ve senetlerin iadesi istemine; birleşen dava ise, aynı sözleşme gereğince ...
TEMİNAT GÖSTERME BORCU İÇİN İHTİYATİ HACİZ KARARI VERİLEMEZ
Bankanın sıfatı teminatı veren olduğundan, taahhüdün, esas sözleşmeyi yapan taraflardan ve esas akitten ayrı ve tamamen müstakil olduğunu, banka taahhüdünün ...
YAPI KAYIT BELGESİNİN ALINMASI, YASALLIK İÇİN YETERLİ DEĞİLDİR
Bazı istisnalar dışında, bütün yapılar için belediye veya valiliklerden yapı ruhsatı alınması zorunludur. Yapı ruhsatı ise, ancak projelerine, imar plânı ve ...
ALACAĞIN DEVRİ İLE DAVA KONUSUNUN DEVRİ AYNI ŞEY MİDİR?
 Dava, davacı yüklenici şirket ile davalı iş sahibi ... arasında imzalanan eser sözleşmesinden kaynaklanan geçici kabul ve haksız kesintiler ile süre uzatımı ...
ARSA PAYI DÜZELTİM DAVASI
"634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 5711 sayılı Kanunla değişik 3. maddesi hükmüne göre; “Kat mülkiyeti ve kat irtifakı, bu mülkiyete konu olan ...
SÖZLEŞMEDE KARARLAŞTIRILANDAN FAZLA VE DAHA KALİTELİ MALZEME KULLANARAK YAPILAN İŞLERİN BEDELİ * BAĞIMSIZ BÖLÜMLERE YAPILAN FAZLA İMALAT
 Yüklenici kendi iradesiyle inşaatın tamamına ve bu kapsamda arsa sahiplerine ve kendisine verilen bağımsız bölümlere aynen yansıtılan değer artırıcı işler yapması ...
İNŞAAT SÖZLEŞMESİ İLERİYE ETKİLİ OLARAK BOZULMUŞSA, TASFİYE YAPMAK GEREKİR
 Asıl dava, Kat Karşılığı İnşaat Yapım ve Satış Vaadi Sözleşmesinin ve buna ek yapılan sözleşmenin feshinin tespiti, davalıların inşaata müdahalelerinin ...
GECİKİLEN SÜRENİN TAMAMI İÇİN GECİKME CEZASI İSTENEBİLİR Mİ?
 1. Yüklenici direnime düştüğünde, iş sahibi zamanaşımı süresi içinde, sözleşmede yazılı olan ceza koşulunu isteyebilir. 2. İş sahibinin direnim ...
YÜKLENİCİNİN BEDELİ HAK ETMESİ
 İş sahibinin ödemeyi borçlandığı bir bedel karşılığında yüklenicinin bir eser meydana getirip teslim etmeyi üstlendiği sözleşmeye "eser ...
TAPU TAHSİS BELGESİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL OLMADIĞI TAKDİRDE TAZMİNAT İSTEMİ
 Tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis belgesinin varlığı ...
İŞ SAHİBİ İNŞAAT SÖZLEŞMESİNİ GERİYE ETKİLİ OLARAK BOZDUĞUNDA, YÜKLENİCİYE, YAPTIĞI KISIMLA ORANTILI BİR PAY VERİLEBİLİR Mİ?
 Kusuru ile borçlu direnimine düşen yüklenicinin, arsa payı karşılığında kat yapımı sözleşmesinin bozulmasına neden olması durumunda, sözleşme ilişkisi ...
ÖN ALIM HAKKI-FİİLİ TAKSİM-HAKKIN KÖTÜYE KULLANILMASI
 Yasal ön alım hakkı, paylı mülkiyette bir paydaşın, taşınmaz mal üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü bir kişiye satması halinde, diğer ...
6306 saylı KENTSEL DÖNÜŞÜM KANUNU "YA 2/3 ÇOĞUNLUĞA UYACAKSIN YA TERK EDECEKSİN"
SOMUT OLAY: Davacı ve davalılar, bağımsız bölümlere sahip oldukları  (...) Tapu bilgilerinde kayıtlı parsel numaralı kat mülkiyetine tabi apartman hakkında, bir malikin ...
SORUNA 6306 SAYILI KANUN MU YOKSA 634 SAYILI KAT MÜLKİYETİ KANUNU MU UYGULANACAKTIR?
Her türlü önemli yönetim işinde kat maliklerince oybirliği ile karar alınması gerekir (634 s. Kanun md. 45).   Her bir paydaş, eşyayı bir zarar tehlikesinden veya ...
DÜZEN, SADECE DÜZENİN ÇİĞNENMESİNE VERİLECEK CEZANIN YARATTIĞI KORKUYLA SAĞLANAMAZ
 Ülkemizin bağımsızlığını kazananlar, devletin nihai amacının yeteneklerini geliştirmeleri için halkı özgür kılmak ve ülkenin yönetiminde aklın ...
KENTSEL DÖNÜŞÜMDE SATIŞ SÜRECİ
 a.      Bu payın satış işlemlerini Bakanlık (Bakanlığa bağlı müdürlük) yürütecektir.   b.      ...
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE SAVUNMA DOKUNULMAZLIĞI
 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) göre, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin ...
OSMAN BAHADIR: YEMİNİN TARİHTEKİ ROLÜ
Yemin etmek, kişinin doğruyu söylediğine ya da bir sözü yerine getireceğine dair bir kutsal değere atıfta bulunması veya onu şahit göstermesidir. Yemin ile kutsal ...
İNŞAAT SÖZLEŞMESİNİN GERİYE VEYA İLERİYE ETKİLİ OLARAK BOZULMASI
 Yüklenicinin kendi kusuruyla işi teslim gününde bitirmeyerek direnime düşmesinin hukuki sonuçları hakkında Borçlar Kanunu`nda özel bir hüküm ...
İNŞAAT HUKUKU SORUNLARINDA SÖZLEŞME İLE SORUMLULUKTAN KURTULMA
Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Borçlunun alacaklı ile hizmet ...
GÜNEŞ GÜRSELER: CMK DEĞİŞİKLİĞİ KAMUOYUNDAN NASIL KAÇIRILDI?
Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğü beş yıl ertelenen tutukluk süresine ilişkin 102 nci ve 252/2 nci maddelerinin 2011 yılı ile birlikte ...
ANAYASA DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ YARGI REFORMU SAYILABİLİR Mİ?
Konuyu açıklamadan önce, yargının gerçeklerine bakmakta yarar vardır: DANIŞTAY DAVA DAİRELERİNE, 2008 YILINDA, bir önceki yıldan devredilenle birlikte, ...