MAZBUT VAKIF SAYILMA - CEMAAT VAKIFLARI -

MAZBUT VAKIF SAYILMA - CEMAAT VAKIFLARI - CEMAAT VAKFININ YETİMHANESİNİN KAPATILMASI

(İDDGK. 4.12.2008, 99/2201)

Dava, Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisi'nin davacı vakfın kanunen ve fiilen hayri bir hizmetinin kalmadığından bahisle mazbut vakıflar arasında alınmasına ilişkin 22.1.1997 günlü, 71/116 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.

Ankara Onuncu İdare Mahkemesi'nin 3.4.2002 günlü, E:2001/1752, K:2002/507 sayılı kararıyla; davacı vakfın vakfiyesinin bulunmadığı, 2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın geçici maddesi uyarınca Vakıflar İdaresine verdiği mal varlıklarını belirten beyannamenin vakfiyesi yerine geçtiği ve böylece tüzel kişilik kazandığı, söz konusu beyannamede vakfın isminin "Büyükadada kain Rum Erkek Yetimhanesi" olarak belirtildiği, vakfa ait yetimhanenin 1984 yılında kapatılması nedeniyle faaliyeti hakkında Teftiş Kurulu Başkanlığı'nca hazırlanan 27.6.1996 tarih ve 1 sayılı inceleme raporunda vakfın gayesinin Büyükada'da bulunan yetimhanenin ihtiyaçlarının karşılanması olduğu, vakfa ait yetimhane binası ve müştemilatının ahşap ve eski eser özelliğine sahip olduğundan yangın tehlikesi nedeniyle boşaltıldığı, başka bir binada faaliyetine devam eden yetimhanenin masrafları karşılanmakta iken yetimhane ve ilkokulun kapatılması sonrasında herhangi bir faaliyetinin kalmadığı, vakfın son on yılda ( 1984-1993 ) yapılan teftişleri neticesi düzenlenen raporlarda da hayri hizmetiyle ilgili hiçbir faaliyetinin olmadığının, gayesi yönünde hiçbir harcaması olmayıp, gelirlerinin idari harcamalara sarf edildiğinin tesbit edildiği, ayrıca dosya üzerinde yapılan incelemede, biri Büyükada'da Rum Erkek Yetimhanesi, diğeri de Heybeliada'da Rum Kız Yetimhanesi adlarında ayrı ayrı iki vakıf mevcut iken, Heybeliada'daki Rum Kız Yetimhanesinin İkinci Dünya Savaşı sırasında kamulaştırılması ve Telsiz Okulu'nun inşaatı sebebiyle kapandığı, kız bölümünün erkek bölümü ile birleştirilerek bugüne kadar Büyükada Rum Erkek ve Kız Yetimhanesi Vakfı adı altında faaliyetine devam ettiğinin tespit edildiğinden bahisle, 2762 sayılı Yasası'nın 1/0 maddesine göre kanunen ve fiilen hayri bir hizmeti kalmadığından mazbut vakıflar arasına alınmasına karar verildiğinin anlaşıldığı, bu durumda davacı vakıf hakkında 2762 sayılı Yasa'nın l/D maddesi hükmü gereğince tesis olunan işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı, öte yandan yetimhanenin faaliyeti bulunmamakla birlikte, hayri hizmetin bina olmadan icrasının mümkün bulunduğu, amacın yetim çocukların beden ve ruh sağlığı içinde büyüyüp gelişmelerini sağlamak olduğu, bunun için vakıfça burs adı altında nakdi tediyeler yapıldığı, ayrıca bu çocukların örf ve adetlere uygun şekilde yetişmeleri, dini bakımdan eğitimlerinin sağlanması hususunda gayret gösterildiği, yetimlere yapılan yardımların vakfın defterlerinde kayıtlı bulunduğu belirtilerek, sırf yetimhane binası mevcut olmadığından vakfın hayri hizmetinin kalmadığının öne sürülemeyeceği iddia olunmuş ise de; vakfın temel amacının yetimhanenin işletilmesine yönelik olması, yetimhanenin ise 1980'li yılların başından itibaren kapalı ve kullanılmaz durumda bulunması nedeniyle temel amacını gerçekleştiremeyen vakfın, faaliyetinin devam ettiğini kanıtlama çabasına yönelik olarak az sayıda öğrenciye az miktarda burs adı altında yapılan yardımların vakfın mazbut vakıflar kapsamına alınmasına engel olamayacağı, davacının bu yöndeki iddiasına itibar edilmediği, diğer taraftan 2762 sayılı Yasa,'nın 1/D maddesi hükmünün hayri hizmeti kalmamış bütün vakıflara tatbiki gerektiğinden, Yasa'nın emredici hükmünün davacı vakfa uygulamasında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, dava reddedilmiştir.

Sözü edilen karar, davacının karar düzeltme istemini kabul eden Danıştay Onuncu Dairesi'nin 21.6.2005 günlü, E:2004/8356, K:2005/3544 sayılı kararıyla, davacı cemaat vakfının mülhak vakıf olarak nitelendirilemeyeceği, bu nedenle 2762 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin birinci fıkrasının cemaat vakıfları hakkında uygulanamayacağı, esasen Medeni Yasa öncesi mevcut vakıfların 2762 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki durumlarının bu Yasa'nın 1. maddesine göre değil, diğer maddelerine göre değerlendirilmesi gerektiği, öte yandan bir çok taşınmazı bulunan ve bazı öğrencilere burs veren davacı vakfın hayri hizmetinin kalmadığını kabul etmeye de olanak bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuş ise de; Ankara 10. İdare Mahkemesi 29.9.2006 günlü, E:2006/2066, K:2006/3062 sayılı kararıyla, anılan bozma kararına uymayarak, davanın reddi yolundaki ilk kararında ısrar etmiştir.

Davacı, hukuka aykırı olduğu savıyla anılan kararın temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

Vakıf, en genel anlamıyla, bir mal veya mülkün, satılmamak koşuluyla, bir hayır işine tahsis edilmesini; başka bir ifadeyle, bir mülkün menfaatlerinin hayri, sosyal veya kültürel hizmetlere özgülenmesini, böylece özel mülkiyetten çıkarılarak kamunun mülkiyetine geçirilmesini ifade eder. Bu yönüyle kişi ile toplum arasındaki sosyal ilişkileri düzenleyen bir sosyal yardım kurumu niteliğindeki vakıflara, tarihte ne kadar geriye gidilirse gidilsin, yerleşik düzene geçmiş insan topluluklarında, tüm uygarlıklarda ve dinlerde rastlanması olanaklı ise de, vakıf kurumu, vakfı "bir aynı Allah'ın mülkü hükmünde olmak ve menfaatleri halka ait olmak üzere hapis ve tevkif etmek" olarak tanımlayan İslam Hukuku içinde gelişmiştir. Nitekim, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Müslüman olmayan tebaanın ( cemaatlerin ) dahi İslam Hukuku'nun benimsendiği biçimiyle vakfiye düzenleyerek vakıf kurma olanaklarının bulunduğu görülmektedir. Ancak bu dönemde, Müslüman olmayan tebaa, ayrı bir vakıf kurmak yerine, inanç ve geleneklerine göre kendi cemaatlerinin manevi kişiliği lehine yükümlü bağışlama yapmayı benimsemiş; Padişah Fermanı ( Buyruk ) ve İrade-i Mahsusa ( Özel İzin ) ile bu cemaatlerin kilise, manastır, sinagog, papaz evi, mezarlık, okul ve hastane gibi dini, hayri ve ilmi kurumlar oluşturmasına izin verilmiş ve bunlar cemaat mensuplarının sözü edilen yükümlü bağışlarıyla hizmetini sürdürmüş, yaşatılmıştır. Hatta 16 Şubat 1328 ( 1912 ) tarihli "Eşhası Hükmiyenin Emval'i Gayrimenkuleye Tasarruflarına Dair Kanun-u Muvakkat"ın 3. maddesiyle cemaatlerin kendi dini, ilmi ve hayri kuruluşlarının doğrudan doğruya mal edinmesine ve daha önce edindikleri taşınmaz malların tapu kayıtlarını kendi adlarına tahsis etmelerine olanak tanınmıştır.

864 sayılı "Kanunu Medeninin Sureti Mer'iyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanun"un 8. maddesinde "Kanunu Medeni'nin mer'iyete vaz'ından makaddem vücuda getirilen evkaf hakkında ayrıca bir tatbikat kanunu neşrolunur," hükmüne yer verilerek, 743 sayılı Medeni Yasa'nın yürürlüğe girdiği 4.10.1926 tarihinden önce kurulmuş vakıfların bu Medeni Yasa'ya tabi olmaları uygun bulunmamış; 864 sayılı Yasa'nın 8. maddesinde sözü edilen düzenleme 13.12.1935 tarihinde yürürlüğe giren 2762 sayılı Vakıflar Yasası'yla gerçekleştirilmiştir.

2762 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin ikinci fıkrasında "cemaatlerce idare olunan vakıflar"ın mütevellileri tarafından yönetilmesi esası benimsenerek, bunlara "mülhak vakıf" denileceği belirtilmiştir. Böylece varlıkları İslam/Osmanlı Hukuku'na dayanan ve Lozan Andlaşmasıyla korunan, Türkiyede'ki Müslüman olmayan Türk uyruklu azınlıklara ait olan dini, ilmi ve hayri kurumlar "mülhak vakıf" tüzel kişiliğine dönüştürülmüş; 2762 sayılı Yasa'nın geçici 1. maddesinin ( a ) fıkrası uyarınca vermiş oldukları beyannameler de bu vakıfların vakfiyesi yerine geçmiştir.

Bununla birlikte 31.5.1949 günlü, 5404 sayılı Yasa'yla 2762 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin ikinci fıkrası yeniden düzenlenerek, mütevelliliği vakfedenlerin ferilerle şart edilmiş vakıflara "mülhak vakıf" denileceği ifade edilerek, cemaatlere mahsus vakıfların ise

bunlar tarafından seçilen kişi veya kurullarca yönetilmesi öngörülmüştür. Böylece, Medeni Yasa öncesi mevcut vakıflar mazbut ve mülhak vakıfların yanı sıra, hukuksal nitelikleri ve yönetim biçimlerinin farklılıkları nedeniyle bunlardan ayrılan "cemaat vakıflar" olarak tasnif edilmiştir. Nitekim 5404 sayılı Yasa'nın "Gerekçe"sinde ve bu Yasa'ya ilişkin TBMM İçişleri Komisyonu, Maliye Komisyonu ve Adalet Komisyonu raporlarında da, getirilen düzenlemeyle cemaat vakıflarının mülhak vakıf kategorisinden çıkarıldığı açıkça vurgulanmıştır.

Bu çerçevede, 2762 sayılı Yasa'nın Medeni Yasa öncesi mevcut vakıflardan hangilerinin mazbut vakıf sayılarak Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce idare edileceğini gösteren 1. maddesinin birinci fıkrasının, ayrı bir vakıf türü olan cemaat vakıfları hakkında uygulanmasına olanak kalmamıştır.

Esasen 2762 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin birinci fıkrasıyla; 4 Birinci Teşrin 1926, yani Medeni Yasa'nın yürürlüğe girdiği 4 Ekim 1926 tarihinden önce oluşturulan vakıflardan, vakfedenin soyundan gelen özel bir yöneticisi olmayan vakıflar ile "Evkaf Nezareti" tarafından yönetilen vakıflar ( daha önce zabtedilmiş, idaresi zabtedilmiş, mütevelliliği bir makama şartedilmiş, mütevelliliği vakfedenlerin fer'ilerinden başkalarına şart edilmiş ve kanunen veya fiilen hayri bir hizmeti kalmamış vakıflar ) "mazbut vakıflar" olarak tanımlanmış; böylece bu vakıflar tek bir tüzel kişilik altında toplanarak, temsili, idaresi ve denetimiyle Vakıflar Genel Müdürlüğü görevlendirilmiştir. Başka bir ifadeyle mazbut vakıflar yönünden 2762 sayılı Yasa'nın kapsamı gösterilmiştir. Dolayısıyla, 2762 sayılı Yasanın 1. maddesi, Medeni Yasa öncesi mevcut vakıfların o tarihteki durumları itibariyle ayrımını ve beş bentte belirtilen haller saptandığında mazbut vakıf sayılarak Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce yönetilmesini öngörmekte; Medeni Yasa öncesi mevcut vakıfların 2762 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki durumlarının değerlendirilmesine olanak vermemektedir.

Bu nedenle, Medeni Yasa öncesi mevcut vakıfların, 2762 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki durumlarının, anılan Yasanın 1. maddesine göre değil, diğer maddelerine göre değerlendirilmesi gerektiğinden, 1936 yılında verdiği beyannameden sonra kesintisiz olarak faaliyetine devam eden davacı vakfın 2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın l/D maddesi kapsamında mazbut vakıflar arasına alınmasına olanak bulunmamaktadır.

Öte yandan, vakıflarda fiilen hayri bir hizmetin kalmadığından söz edebilmek için, vakfın malvarlığı ve gelir durumunun amacına hizmet edemeyecek bir dereceye düşmüş olması gerekir. Dava dosyasının incelenmesinden, Beyoğlu Üçüncü Noteri'nce onaylı bulunan ve Osmanlıcadan tercüme edilen Servet Beyanından, vakıf yerinin Padişah izni ile Rum yetimlerine hane olmak üzere Rum Patrikhanesi'ne ayrılmış olduğu, Defter-i Hakani'de de Rum yetimler namına kaydolunduğu, 1936 yılında vermiş olduğu beyannamede ismi "Büyükadada kain Rum Erkek Yetimhanesi" olarak belirlenen ve bir cemaat vakfı olan davacı vakfın, İstanbul Firuzağa, Beyoğlu Kamer Hatun, Beyoğlu Kalyoncukulluk, Beyoğlu Şahkulu, Büyükada Yalı Mahallesi, Büyükada Karanfil Sokak ve Heybeliada İsmet İnönü caddesinde bir çok taşınmazı bulunduğu, davacı vakfa ait yetimhanenin 1980'li yılların başında kapatılmakla birlikte bazı öğrencilere burs adı altında çeşitli yardımlar yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu haliyle, bir çok taşınmazı bulunduğu ve bazı öğrencilere burs verdiği anlaşılan davacı vakfın, yetimhanesinin kapatılması nedeniyle fiilen hayri bir hizmetinin kalmadığı kabul edilemez. Dolayısıyla dava konusu işlemde bu yönden de hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

 

CEMAAT VAKFI - BEYANNAME VERMİŞ CEMAAT VAKIFLARI - CEMAAT VAKFININ HAYRATI OLARAK GÖSTERİLEN KİLİSE

(İDDGK. 4.12.2008, 1219/2216)

Dava, 24.1.2003 günlü ve 25003 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri, Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları ve Tasarrufları Altında Bulunan Taşınmaz Malların Bu Vakıflar Adına Tescil Edilmesi Hakkında Yönetmelik" ekindeki "Faaliyette Bulunan Cemaat Vakıfları" başlıklı listede davacı vakfa yer verilmemesi işlemi ile davacının tasarrufunda olduğunu öne sürdüğü taşınmazların tescili için yaptığı başvurunun "kilisenin tek başına vakıf tüzel kişiliği olmadığı" gerekçesiyle reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Danıştay Onuncu Dairesi'nin 15.11.2005 günlü, E:2003/2271, K:2005/6745 sayılı kararıyla; davalı idarece Büyükdere Surp Boğos Ermeni Kilisesi Vakfı adıyla muhatap alınan davacının 2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın geçici maddesi uyarınca Apel oğlu Andan Vakfı tarafından verilen beyannamede Büyükdere Surp Boğos Ermeni Kilisesi olarak yer aldığı, bu beyanname verildikten sonra cemaat vakfı olarak yönetildiği,1949 yılından sonra yöneticilerinin 5404 sayılı Yasa çerçevesinde Vakıflar Genel Müdürlüğü ve İstanbul Valiliği'nin gözetiminde seçildiği, tapuda davacı vakıf adına taşınmaz tescil edildiği, mahkemelerde açtığı davalarda vakıf tüzel kişisi olarak kabul edildiği, ayrıca Apel Oğlu Andan Vakfı

beyannamesinde ismi kilise olarak yer alan Büyükdere Surp Boğos Ermeni Kilisesi Vakfının, Vakıflar Genel Müdürlüğü İdare Meclisi'nin 2.12.1968 günlü 474-454 sayılı kararıyla Apel Oğlu Andon Vakfı beyannamesinde adı geçen vakıfların mazbut vakıflar arasına alınması üzerine bu işlemin iptali istemiyle Danıştay'da dava açtığı, Danıştay Onikinci Dairesi'nin işlemi hukuka aykırı bularak iptal ettiği, böylece Danıştay Onikinci Dairesi'nin 22.6.1970 günlü, E:1969/2347,K:1970/1361 sayılı kararıyla Apel Oğlu Andon Vakfı beyannamesinde adı geçen Büyükdere Surp Boğos Ermeni Kilisesinin cemaat vakfı olarak kabul edildiği, bu durumda, yıllarca cemaat vakfı olarak faaliyetini sürdüren, mahkemelerde ehliyetli kabul edilerek davacı konumunda bulunan, edinmiş olduğu taşınmazlar adına tapuya tescil edilen ve davalı Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Valilik tarafından cemaat vakfı olarak kabul edilip, yıllarca mensuplarınca seçilen heyet tarafından idare edilmesine izin verildiği anlaşılan davacı vakfın müstakil bir vakıf olarak kabul edilmesi ve Yönetmelik eki listede adına bu şekilde yer verilmesi gerekirken, Apel Oğlu Andon Vakfının hayratı olduğundan bahisle, müstakil bir vakıf. olmadığı sonucuna varılarak Yönetmelik eki listede hayrat olarak gösterilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı, gerekçesiyle, davacıya "Faaliyette Bulunan Cemaat Vakıfları" başlıklı listede yer verilmemesi biçimindeki eksik düzenleme ve tasarrufunda olduğu ileri sürdüğü taşınmazların tescili için yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlem iptal edilmiştir.

Davalı idareler, hukuka aykırı olduğu savıyla anılan kararın temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

"Vakıf' en genel anlamıyla, bir mal veya mülkün, satılmamak koşuluyla, bir hayır işine tahsis edilmesini; başka bir ifadeyle, bir mülkün menfaatlerinin hayri, sosyal veya kültürel hizmetlere özgülenmesini, böylece özel mülkiyetten çıkarılarak kamunun mülkiyetine geçirilmesini ifade eder. Bu yönüyle kişi ile toplum arasındaki sosyal ilişkileri düzenleyen bir sosyal yardım kurumu niteliğindeki vakıflara, tarihte ne kadar geriye gidilirse gidilsin, yerleşik düzene geçmiş insan topluluklarında, tüm uygarlıklarda ve dinlerde rastlanması olanaklı ise de, vakıf kurumu, vakfı "bir aynı Allah'ın mülkü hükmünde olmak ve menfaatleri halka ait olmak üzere hapis ve tevkif etmek" olarak tanımlayan İslam Hukuku içinde gelişmiştir. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu döneminde, müslüman olmayanların dahi İslam Hukuku'na göre vakıf kurma haklarının bulunduğu, bu çerçevede sözü edilenlerin vakfiye düzenleyerek ve mahkemeye başvurup tescil ettirdikleri vakıfların olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte aynı dönemde, müslüman olmayanlar bu şekilde vakıf kurmak yerine, kendi inanç ve geleneklerinden hareketle, kendi cemaatlerinin manevi şahsiyetine "yükümlü bağışlama" yapmayı benimsemişler; Padişah Fermanı ( Buyruk ) ve İrade-i Mahsusa ( Özel İzin ) ile bu cemaatlerin kilise, manastır, okul, hastane, papaz evi, mezarlık, sinagog kurarak dini, ilmi ve hayri hizmetlerde bulunmalarına olarak tanınmıştır. Hatta, 16 Şubat 1328 ( 1912 ) günlü, "Eşhası Hükmiyenin Emvali Gayrimenkuleye Tasarruflarına Dair Kanun-u Muvakkat"ın 3. maddesiyle, "Osmanlı cemaat ve müessesat-ı hayriyesi akar almak ve tekalüf ( vergi ) ve rüsuma ( harca ) tabi bulunmak üzere, ancak kasaba ve kariyeler dahilinde emvali gayrimenkule tasarruf edebilirler. Şu kadar ki müessesat-ı hayriyeden birine min'el kadim ( eskiden beri ) merbut olup da, merbutiyeti Defter-i Hakani'de mukayyet bulunan arazi kemakan ( önceden olduğu gibi ) tasarruf edilir." hükmü getirilerek, cemaatlerin kendi dini, ilmi ve hayri kuruluşların doğrudan doğruya mal edinmesine olanak tanındığı gibi, bundan önce muvazaa ile edindikleri taşınmaz malların tapu kayıtlarını da kendi adlarına tashih etme hakkına sahip olmuşlardır.

24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Andlaşması'nın "Akalliyetlerin Himayesi" başlıklı Üçüncü Faslında yer alan 37-45. maddelerinde, azınlık olarak nitelendirilen "gayrimüslim Türk tebaa"nın kimi bireysel haklarının yanı sıra kollektif/grup haklarının korunması da düzenlenmiş; bu çerçevede Andlaşma'nın 37. maddesiyle, Türkiye, bu fasılda yer alan hükümlerin temel yasalar olarak tanınmasını ve hiç bir yasanın, hiç bir yönetmeliğin, tüzüğün ve resmi işlemin bu hükümlere aykırı ya da çelişir olmamasını ve hiç bir yasanın, hiç bir yönetmeliğin, tüzüğün ve resmi işlemin bu hükümlerden üstün sayılmamasını

yükümlenerek; Andlaşma'nın 39. maddesinin birinci fıkrasında müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk yurttaşlarının müslümanların yararlandıkları aynı yurttaşlık haklarıyla siyasal haklardan yararlanacağı, Andlaşma'nın 42. maddesinin son fıkrasında ise, Türkiye Hükümeti'nin, söz konusu azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarına tam bir koruma sağlayacağı, bu azınlıkların Türkiye'deki vakıflarına, din ve hayır işleri kurumlarına her türlü kolaylığı ve izni sağlayacağı, ayrıca Türkiye Hükümeti'nin yeniden din ve hayır kurumları kurulması için bu nitelikteki öteki özel kurumlara sağlanmış kolaylıklardan hiç birini esirgemeyeceği belirtilmiş; böylece azınlıkların farklı bir statüye sahip olmaları değil, diğer Türk yurttaşlarıyla aynı haklara ve yükümlülüklere sahip olmaları esası benimsenmiştir.

Bu çerçevede, 17.2.1926 günlü, 743 sayılı ''Türk Kanunu Medenisi"nin 74. maddesiyle belli bir ırk veya cemaat mensuplarını desteklemek gayesiyle vakıf kurulması yasaklanmış, diğer yandan bu Yasa'nın yürürlüğe girdiği 4.10.1926 tarihinden önce kurulmuş eski vakıflar, bu arada cemaat vakıfları Medeni Yasa'ya tabi tutulmamış; bunun yerine 19.6.1926 günlü, 864 sayılı "Kanunu Medeninin Sureti Mer'iyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanun"un 8. maddesinde, Medeni Yasa'nın yürürlüğe girmesinden önce kurulan vakıflar hakkında ayrı bir yasal düzenleme yapılacağı belirtilmiş; sözü edilen düzenleme ise 5.6.1935 günlü, 2762 sayılı Vakıflar Yasası'yla gerçekleştirilmiştir. Bu Yasa'yla, Türk Medeni Yasası'nın yürürlüğe girdiği 4.10.1926 tarihinden önce, eski hukuka göre kurulan vakıflar hakkında, bunların varlıklarına ve vakfiyelerine zorunlu durumlar dışında dokunmadan, yeni usul ve esaslar getirilmiştir.

Sözü edilen 2762 sayılı Vakıflar Yasası'yla, yukarıda değinilen tarihsel ve hukuksal süreçte gelişen ve Lozan Andlaşması'yla varlıkları tanınan, Türk uyruklu azınlıklara cemaatlere ait dini, ilmi, hayri kurumlar ve vakıflara "mülhak vakıf' tüzel kişiliği tanınmış; 2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın 44. maddesinde, "Bu Kanun'un neşri tarihinden en az onbeş yıl evvelinden beri vakıf olarak tasarruf edildikleri vergi kayıtları, icar konturatları ve eşhası hükmiyenin gayrimenkule tasarrufuna dair olan 16 Şubat 1328 tarihli Kanun'un neşrinden sonra tapuya verilmiş defterler ve müesseselerin hesap defterleri ve buna benzer vesikalarla anlaşılacak olan yerler o surette vakıf kütüğüne kaydolunurlar. Bu kayıt vakıflar idaresinin istemesi üzerine tapuca o gayrimenkullerin kayıtlarına işaret ve keyfiyet münasip vasıtalarla ilan olunur. İlan tarihinden itibaren iki yıl içinde dava yolu ile bir güna itiraz olunmadığı takdirde o malların vakıf olarak kati tescilleri yapılır ve tapuları verilir. Tapu kayıtlarına işaret edilecek gayrimenkuilere ait davalarda vakıflar idaresi ve varsa mütevelli de birlikte hasım olur. Bundan başka, vakıflar idaresinin 1515 sayılı Kanun hükümlerinden istifade hakkı mahfuzdur." hükmüne yer verilmiş; aynı Yasa'nın geçici 1. maddesinin ( a ) fıkrasıyla da, "Şimdiye kadar vakıflar idaresine hesap vermemiş bütün mütevelliler veya mütevelli heyetleri bu Kanunun hükümleri yürümeye başladığı günden -13.12.1935- itibaren üç ay içinde idare ettikleri vakıfların mahiyetlerini, varidat ve masraflarının miktar ve nevilerinin ve mütevelliliği hangi selahiyetli merciin intihap veya kararını müsteniden ve hangi tarihten beri yaptıklarını gösterir bir beyanname tazminine ve mensup oldukları vakıflar idaresine vermeye" zorunlu tutulmuşlar; böylece azınlık/cemaat vakıflarının taşınmaz malları, 2762 sayılı Yasa'nın 44. maddesi uyarınca, 16.2.1328 günlü, "Eşhası Hükmiyenin Emvali Gayrimenkuleye Tasarruflarına Dair Muvakkat Kanun" gereğince yapılan bildirimlerle ve 2762 sayılı Yasa'nın geçici 1. maddesi uyarınca verilen beyannamelere dayanılarak vakıf kütüğüne kaydedilmiş; Yasa'nın geçici maddesi uyarınca verilen ve kamuoyunda "1936 Beyannamesi" olarak adlandırılan beyannameler cemaat vakfının vakfiyesi olarak kabul edilmiştir.

Yapılan bu açıklamalar çerçevesinde, Medeni Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra cemaat vakfı kurulamayacağı, niteliği itibariyle bir tasfiye yasası olan 2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın da Medeni Yasa'nın yürürlüğünden önce vücut bulmuş cemaat vakıflarından, Medeni Yasa'nın yürürlüğe girmesinden önce vücut bulmuş ve 2762 sayılı Yasa'nın geçici maddesi uyarınca beyanname düzenlenmiş olanları kapsadığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 25.9.2001 günlü, E:2001/7572, K:2001/9660 sayılı kararında da belirtildiği üzere, "cemaat vakıflarının padişah fermanı olarak emri mahsusa ile kuruldukları, vakfiyelerinin bulunmadığı, gerek öğretide, gerek yargısal uygulamada ortaklaşa ifade edilmiştir. Anılan vakıf türlerinin ( cemaat vakıflarının ) iki yoldan geliştiği, ilk olarak bağımsız bir vakıf kurulduğu, daha sonra da kurulmuş bulunan ana vakfa mal tahsis edildiği, böylece ana vakfın mal varlığının çoğaltıldığı bilinen bir olgudur. Genellikle İstanbul'un belli semtlerinde ana vakıf niteliğinde büyük bir hayri ya da dini vakıf kurulmuş; o semtlerde aynı cemaat hizmetlerinin görülmesine tahsis edilen diğer kurumlarda ana vakfın tüzel kişiliğine bağlanmıştır. Örneğin, bir semtte sinagog ya da kilise mevcutsa, sonradan aynı semte tesis edilen diğer sinagog ya da kiliseler ana sinagog ya da kiliseye "merbutatı" olarak bağlanmışlardır. Böylece sinagoglar ve kiliseler, ayrıca bunlara gelir sağlayan akarlar, o semtteki tek bir cemaat vakfı tüzel kişiliğinin mal varlığını teşkil etmişlerdir. "

Dava konusu uyuşmazlıkta ise, yukarıda yapılan açıklamaya uygun olarak Apel Oğlu Andon Vakfı'nın mütevellisi tarafından 2762 sayılı Yasa'nın geçici maddesi uyarınca verilen beyannamede, davacının bu vakfın hayratından "kilise" olarak gösterildiği; davacının ayrı bir cemaat vakfı tüzel kişisi olarak nitelendirilmesine dayanak olacak başkaca bir beyannamenin, bilginin ve belgenin de bulunmadığı anlaşılmakta olup, bu durumda davacıya Yönetmelik ekindeki "Faaliyette Bulunan Cemaat Vakıfları Listesi"nde yer verilmemesinde ve tasarrufunda olduğunu öne sürdüğü taşınmazların tescili için yaptığı başvurunun "kilisenin tek başına vakıf tüzel kişiliği olmadığı" belirtilerek reddedilmesinde hukuka ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır.

Diğer yandan, Medeni Yasa'nın yürürlük tarihinden önce vücud bulmadığı ve 2762 sayılı Yasa'nın geçici maddesi uyarınca verilen beyannamesi de bulunmadığına göre cemaat vakfı sayılmasına olanak bulunmayan davacı hakkında cemaat vakıflarına ilişkin mevzuat hükümlerinin zaman içerisinde uygulanmış olmasının davacıya cemaat vakfı statüsünü, dolayısıyla vakıf tüzel kişiliğini kazandıramayacağı kuşkusuzdur.

 

KİTAP

Av. İlker Hasan Duman
Açıklamalı-İçtihatlı
İNŞAAT HUKUKU
8. Baskı
Seçkin Yayıncılık, Mayıs 2016

YARGI HABERLERİ

İMAR PLANLARINDA HİYERARŞİK İLİŞKİ, de, nazım imar planı; varsa bölge veya çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi [Devamı...]
İMAR PLANLARININ İPTALİ DAVASINDA DAVA AÇMA SÜRESİ, lanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin düzenleyici işlem [Devamı...]
UZLAŞMA TUTANAĞININ İPTALİ, dur. Bu işlem ise idarenin kendi iç bünyesinde yaptığı kişinin hukuki durumunda bir değişiklik meydana getirmeyen kesin ve yürütülebilir olmayan işlemdir. Kamulaştırma [Devamı...]
TÜKETİCİ HAKEM HEYETİ KARARLARI, rların ise İcra ve İflas Kanununun “ilamların yerine getirilmesi” hakkındaki hükümlere göre yerine getirileceği, Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararlarına karşı [Devamı...]
Kooperatif Ortağı, Ödemiş Olduğu Aidatın Ayrıldığı Yıl Bilançosuna Göre Hesaplanacak Masraf Hissesi Düştükten Sonra Bakiyesini Talep Edebilir;, n ayrılan ortak, ödemiş olduğu aidatın tamamını değil, ayrıldığı yıl bilançosuna göre hesaplanacak olan masraf hissesi düşüldükten sonra bakiyesinin iadesini talep [Devamı...]
Likit Sayılması Gereken Kooperatif Aidat Alacağı Hakkında İcra İnkar Tazminatına Hükmedilmesi Gerekir;, ooperatife ait üye kayıt defterinde davacının ödediği meblağlar açıkça yazılmıştır. Davalı kooperatif sadece alacağın muaccel hale gelmediğini savunmuştur. Bu durum [Devamı...]
Kooperatif Eski Yöneticilerinin Kooperatifi Zarara Uğrattığı İddiasına Dayalı Tazminat Davası;, rulun bu yönde karar alması ve davanın denetçiler tarafından açılmasına bağlıdır. Fakat anılan yönteme uyulmaması durumunda davacı tarafa süre verilerek açılan [Devamı...]
Yönetim Kurulu Ve Tasfiye Kurulunun Yetkileri;, ooperatifler Kanunu'nun 55/1. maddesi aidat toplama görevinin yönetim kuruluna ait olduğunu, kooperatif ana sözleşmesinin 44/10. maddesi ise kooperatif adına dava açma ve [Devamı...]
İmar Kısıtlamalarından Doğan Davalar, [Devamı...]
Avukatın Dürüstlük Kuralına Aykırı Davranışı;, kilde fazladan avukatlık ücreti isteyemez (8. HD. 9.3.2015, 5221/5534).  [Devamı...]
Tespite İlişkin Kararlar İcraya Konulamaz;, lir (8. HD. 8.9.2014, 23863/14838).  [Devamı...]
Acele Kamulaştırmada Acelelik Halinin Değerlendirilmesi, ele kamulaştırılacak taşınmazlar açıklıkla gösterilmek suretiyle acele kamulaştırmanın kapsamı ve çerçevesinin belirlenmesi, acelelik halinin dışındaki durumlar için [Devamı...]
Katkı Payı Davasında Zamanaşımı, t olaya yeni Medeni Kanunda yer alan zamanaşımı kuralları uygulanmaksızın mal rejimi ve Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri dikkate alınarak çözüm [Devamı...]
Vadeden Sonra Ciro Alacağın Temlikidir, (12. HD. 19.1.2010, 19566/934). [Devamı...]
Bonoda Zamanaşımı, ; yıldır (12. HD. 17.3.2009, 25557/5658). [Devamı...]
Sözleşmeye Aykırılıktan Kiracının Tahliyesi, lığın giderilmesinin istenmesi gerekir. Kiralanan yerin açık şekilde fena kullanılması durumunda ihtar gönderilmesine gerek yoktur (6. HD. 2.11.2010, 7891/11974). [Devamı...]
Kararın Yalnız Boşanma Hükmünün Kesinleşmiş Olması, uml;re, nafaka ve tazminat alacağı kesinleşip kesinleşmediğine bakılmaksızın takibe konulabilir hale gelmiştir (HGK. 22.10.2002, 656/638). [Devamı...]
Kiralanan Yerin Boşaltıldığının İspatı ve Geriye Kalan Ayların Kirasında Kiracının Sorumluluğu, nundan önce boşaltan kiracı geri kalan sürenin kira parsından sorumlu olur. Ancak kiralayan da zararın artmaması ve taşınmazı aynı koşullarda başkasına kiralamak için gerekli [Devamı...]
Sanayi Suyunun Kaçak Olarak Satılması, delin davalı tarafından ödenmediğini öne sürmüştür. Mahkemece, dava konusu olayla ilgili olarak davacının yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar [Devamı...]
Bağımsız Bölümde Oturanların Komşularını Rahatsız Etmesi Ya da Yükümlülüklerini Yerine Getirmemesi Tahliye Nedeni Değildir, nda o kişinin ya da kişilerin bağımsız bölümden tahliyesini değil, Kat Mülkiyeti Kanunu md. 33/son’daki yaptırımın uygulanması gerekir. Tahliye hususu aynı Yasanın 24. [Devamı...]
Mal Ayrılığı Rejiminin Geçerli Olduğu Dönemde Taşınmaz Alırken Eşe Yapılmış Olan Katkı "Elden Bağış" Niteliğindedir, karşılıksız kazanma yoluyla gelen bu para, onun kişisel malı olmuştur. Davalıya ait pay “bağış” yoluyla gelen bu para ile alındığına ve davalının kişisel malı olduğuna göre, davalı [Devamı...]
Verilen Onayın Geri Alınması TMK md. 2'ye Aykırıdır, a açmaları dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz (18. HD. 15.6.2010, 1416/9003). [Devamı...]
Bonoda Bedelsizlik İddiasının İspatı, [Devamı...]
Manevi Tazminat, a açıklandığı üzere, ne bir ceza ne de gerçek anlamda bir tazminattır. Zarar uğrayanın manevi ıstırabını bir nebze dindiren, ruhsal tahribatını onaran bir araçtır. Manevi [Devamı...]
Haksız Fiilde Failin Temerrüdü ve Faizden Sorumluluğu, inden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği [Devamı...]
Boşanma Davasında Ziynetlerin İstenmesi, ahsilini de istediğine göre, hüküm altına alınan ziynetlerin cins, gram ve ayarları gösterilmeden toplamının değerine göre hükmedilmesi doğru değildir (2. HD. [Devamı...]
Boşanma Davasında Çalışmaya İzin Verilmemesinden Kaynaklanan Kazanç Kaybının İstenmesi, asının izin vermediğini öne sürerek, bu yüzden yoksun kaldığı kazanç kaybına karşılık maddi tazminat istemiştir. Bu talep TMK’nun 174/1 kapsamında boşanmanın eki [Devamı...]
KAZANILMIŞ HAK, nmazdaki yapıların kaba inşaatının tamamlandığı, idare mahkemesince dava konusu yapı ruhsatlarıyla tespit edilen kısım haricinde yeni yapılaşma hakkı verilmediği, bu nedenle ruhsatların kazanılmış [Devamı...]
İŞLEMİ KURAN İDARE ONU GERİ ALABİLİR, ">Fazla çalışma ücretlerinden kesilen gelir vergisinin iadesi istemiyle yapılan başvurunun Defterdarlık tarafından kabul edilerek yapılan kesintilerin davacıya ödendiği, sonrasında [Devamı...]
İDARE MAHKEMESİNDE DAVA AÇMA SÜRESİ, ">Anayasanın 125’inci ve 1602 sayılı Kanunun 40’ıncı maddesinde, dava açma süresinin her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihini izleyen günden itibaren [Devamı...]
Karayolları Trafik Kanunundan Doğan Hukuk Davalarında Görevli Ve Yetkili Mahkeme, e yayımlanan değişiklikle bu kanunun uygulanmasından doğan hukuk davalarında görevli ve yetkili mahkemeler yeniden belirlendi: "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları [Devamı...]
Alkollü Araç Kullanmak, ol açmaz. Mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan kurul aracılığıyla; olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip [Devamı...]
Bonoda Zamanaşımı, re üç yıllık zamanaşımı süresine tabi iseler de; söz konusu bonolar taraflar arasındaki temel borç ilişkisi yönünden yazılı delil başlangıcı olarak kabul [Devamı...]
Üye Kooperatifle İlişkisini Kesince Üyelik Sıfatı Sona Erer, üğünü yerine getirmeyen ve ilişkisini kesen davacının kooperatif ortağı olduğunun tespiti için açmış olduğu davanın MK’nın 2. Maddesi uyarınca kabul edilemeyeceği, [Devamı...]
Estetik Ameliyatı Yapılmasına İlişkin Sözleşme, öne sürerek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Dosya kapsamından estetik ameliyat konusunda tarafların sözleştikleri anlaşılmaktadır. Tarafların sözleşme yapmaktaki asıl [Devamı...]
Müstehcen Görüntü Bulundurma, ideo görüntüleri olduğu, bir kısmının ise hayvanlarla insanların cinsel ilişkilerinin görüntülerini içerdiği, çocukların kullandığı müstehcen [Devamı...]
Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi-Yolsuz Tescil, nde olup, bu yolla oluşan tapu kayıtları gerçek mülkiyet durumunu oluşturmaz. Yüklenici edimini ifa ettiği oranda şahsi hak elde edebilir ve elde ettiği hakkını [Devamı...]
Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi-Alacağın Temliki-İtiraz ve Defiler, ly: Calibri; mso-fareast-language: TR; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">Yüklenici arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesine göre kazandığı şahsi hakkını [Devamı...]
Temyiz Harcının Yatırılamaması-adil Yargılanma Hakkı, kça yüksek miktarda olan karar ve temyiz harcının yatırılmasının istenmesi ve verilen sürede yatırılmaması üzerine kanun yoluna başvuru hakkının ortadan [Devamı...]
Harici Satış Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil, kümleri uyarınca isteyebilirler. Taşınmazın güncel karşılığı talep edilmez ise de, harici satış nedeniyle ödenen bedelin uyarlama kuralları gereğince hesaplanması ve sonucuna göre [Devamı...]
Tespit Davasında Hukuksal Yarar Koşulu, rdan söz edebilmek için; bir hakkın veya hukuki durumun mevcut ve yakın bir tehlike ile tehdit edilmiş olması, bu tehdidin zarar doğurabilecek nitelikte olması, tespit [Devamı...]
Sözleşmeye Aykırılık Nedeniyle Tahliye, iş olmasının verilen süreden sonra olup akde aykırı davranışı ortadan kaldırmayacağı gözetilmelidir. Öte yandan kiralanan kiralanma amacı dışında kullanılmaya da devam etmekte olup, [Devamı...]
İştirak Nafakası, ;ocuğa bakıyorsa, çocuğa bakan taraf velayetin nezi davasını açmadan doğrudan iştirak nafakası talebinde bulunabilir (3. HD. 11.10.2010, 14433/16126). [Devamı...]
Boşanmada Manevi Tazminat, zere boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden olmalıdır. Boşanma sebebi olarak gösterilmemiş, ancak boşanmanın kesinleşmesine kadar gerçekleşmiş sadakat [Devamı...]
CEMAAT VAKIFLARININ GAYRİMENKUL EDİNME HAKKI:, ip gerçek ve tüzel kişiler sahip olabilirler. Fransız ... Rahipleri adlı topluluk adına tapuya kayıtlıyken, açılan dava sonucu tüzel kişiliği bulunmayan ve ne Türkiye [Devamı...]
AİHM'NCE HÜKMEDİLEN TAZMİNATIN HAZİNECE ÖDENMESİ:, ersonele rücu mekanizması işletilmediği için dava yoluna başvurulduğunu, sorumlulara rücu etme konusunda idarenin takdir yetkisi bulunmadığını; maddi mağduriyetleri ödenen [Devamı...]
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ'NİN KESİNLEŞMİŞ HAK İHLALİ KARARLARI:, üler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuşlardır. Anılan mahkeme, hükümlülerin yargılandığı Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin bağımsız ve tarafsız olmaması, savunma [Devamı...]
AVRUPA SOSYAL ŞARTI:, uml;venlik sisteminden yararlanarak böyle bir imkan sağlayamayan herkese yeterli yardımı sağlamayı ve hastalık halinde bu kişinin şartlarının gerektirdiği bakımı sağlamayı akit taraflar [Devamı...]
AHİM ÖNÜNDE YAPILAN SULH ANLAŞMASI İİK'NIN BELİRTTİĞİ ANLAMDA İLAM SAYILMAZ:, ilişkin kararına dayanarak Dışişleri Bakanlığı aleyhine ilamlı icra takibine geçmiş, takibe mercii nezdinde borçlu vekilince şikayet edilmiştir. İlamlı icra yoluna başvuru için [Devamı...]
AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNE AYKIRILIK:, lgili davalarda, davanın taraflarının herbirinin; diğer taraf karşısında kendisini önemli ölçüde dezavantajlı konumda bırakmayacak şartlarda iddia ve savunmalarını mahkemeye [Devamı...]
TERCÜMANLIK ÜCRETİ SANIĞA YÜKLETİLEMEZ:, nığa sağlanan tercüman için ödenecek ücretin mahkumiyet halinde dahi sanığa yükletilemez (7. CD. 24.6.2003, 2478/5303). [Devamı...]
ADİL YARGILANMA HAKKINA AYKIRILIK, azlığın, taraflar arasında fark gözetmeksizin iddia ve savunmaların eşit ve karşılıklı yapıldığı dürüst bir yargılamadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uluslararası insan [Devamı...]
DİL BİLMEYEN SANIĞIN ÜCRETSİZ OLARAK ÇEVİRMENDEN YARARLANMA HAKKI, yardımından ücretsiz olarak yararlanmak hakkına sahiptir" hükmüne aykırı olarak mahkemece mahkum olan dil bilmeyen sanıktan çevirmenlik ücretinin alınmasına karar [Devamı...]
AHİM'in KESİNLEŞEN KARARI, in kararına ilişkin AHİM 2. Dairesinin kesinleşen kararı nedeniyle 2577 sayılı Yasa'nın 53/1-ı maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü ile dava konusu işlemin iptali gerekir [Devamı...]

HIZLI ERİŞİM

Seçilmiş Mevzuat Seçilmiş Yazı ve Yargı Kararları Dilekçeler Sözleşmeler İhtarnameler İnşaat-İmar Sözlüğü İnsan Hakları Belgeleri İnsan Hakları Kararları Bilirkişi Raporları Yasal Faiz Hesabı Hukukumuzda Parasal Sınırlar Avukatlık Asgari Ücret Tablosu Önemli Yasal Süreler

KÜMELER

AYIN KONUSU YÖNETSEL YARGI YARGI DÜNYASI ANAYASA VE ANAYASA MAHKEMESİ MAKALELER AVUKATIN GÜNCELİ TBB DİSİPLİN KARARLARI FORUM PRATİK BİLGİLER RESİM VE KARİKATÜR ÖZLÜ SÖZLER ATATÜRK VE CUMHURİYET BAĞLANTILAR

HAVA TAHMİNİ

5 Günlük Hava Tahmini (İstanbul) 5 günlük hava tahmini
5 Günlük Hava Tahmini (Ankara) 5 günlük hava tahmini
5 Günlük Hava Tahmini (İzmir) 5 günlük hava tahmini Kaynak http://www.dmi.gov.tr