TÜRK ANAYASASININ AVRUPA ANAYASASINA UYUM SORUNU
TÜRK ANAYASASININ AVRUPA ANAYASASINA
UYUM SORUNU ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
 
Prof. Dr. Necmi YÜZBAŞIOĞLU
 
Sayın Başkan, değerli dinleyiciler. Ben öncelikle böylesine güncel konuyu ele alan bir
sempozyum düzenledikleri için Anayasa Mahkememizin değerli başkanına ve bu
sempozyumu düzenlemede katkıları olan üyelerine teşekkür etmek istiyorum.
İki gündür Avrupa Birliği Anayasası’nın oluşum sürecini ve içeriğini değişik yönleri ile
irdeleyen tebliğler dinledik. Ben özellikle genç meslektaşlarımı sundukları kapsamlı ve
derinliği olan tebliğleri için kutluyorum. Hepsi oldukça aydınlatıcı ve doyurucu idi. Doğrusu
ben kendilerinden çok yararlandım. Hepsinin sunuşları ile ilgili ayrıntılı notlar aldım. Bana
ayrılan süre bunları tek tek yorumlayıp değerlendirmem için yeterli değil. Kaldı ki, sanıyorum
kendileri de tebliğlerin tümünü sunamadılar. Söyleyecekleri daha çok şeyler vardı. Ancak,
Avrupa Birliği Anayasası’nı tanıtabildiler. Özellikle bu toplantının konusunu teşkil eden Türk
Anayasası’nın Avrupa Anayasası’na uyum sorunu üzerinde yeterince duramadılar.
Bu nedenlerle, ben sunulan tebliğleri ayrı ayrı değerlendirmek yerine, bunlardan
çıkarılabilecek ortak noktaları ya da sonuçları belirlemeye çalışacağım ve daha sonra da
eksik kaldığını düşündüğüm ve bu toplantının asıl konusunu teşkil eden, Avrupa
Anayasası’na uyum sağlamak için Türk Anayasası’nda yapılması gereken somut öneriler
üzerinde duracağım.
 
1950’lerde Avrupa’da ekonomik işbirliği amacı doğrultusunda Avrupa Ekonomik
Topluluğu ile başlayıp, değişik aşamalar katetikten sonra, bu dayanışmanın Avrupa’da
siyasal birlik sürecine dönüşerek, en son 2004’te Avrupa Birliği Anayasası olarak karşımıza
çıkan bu belgenin, birçok yönden tartışmaya açık olduğu anlaşılmaktadır.
 
1- Öncelikle bu belge nitelik olarak bir Anayasa mıdır, yoksa uluslararası belge midir?
Uluslararası belge niteliğini değerlendirmek benim uzmanlık alanım dışında kalmaktadır.
Anayasa niteliği bakımından değerlendirdiğimizde, Avrupa Birliği organlarının ve üye
devletlerin egemenliğin kullanılmasına ilişkin yetki paylaşımlarını belirlemesi ve Avrupa Birliği
vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almış olması nedeniyle, maddi
anlamda bir Anayasa özellikleri taşıdığı söylenebilir. Başka bir ifadeyle, içerik olarak Anayasa
özellikleri taşımaktadır. Ancak, bunu bir Anayasa olarak nitelendirmek gerekirse, dörtyüz
küsur maddelik ayrıntılı hükümleriyle bunun normatif, düzenleyici bir Anayasa olduğunu da
vurgulamak gerekir.
 
2- Keza, bu Anayasa ile Avrupa’da oluşturulmaya çalışılan bu yeni örgütlenme modeli
bir federal yapılanma türü müdür, yoksa yeni bir yapılanma mıdır sorusuna verilecek cevap
da pek kolay değildir.
 
3- İki gündür izlediğimiz tebliğlerle tanımaya çalıştığımız AB Anayasası’nın bir sorunlar
yumağı olduğu anlaşılıyor. Bu sorunlar yetki paylaşımı ile başlıyor, münhasır yetkiler,
paylaşılan yetkiler, üye ülkelerin yetkileri, örtülü yetkiler, boşluk doldurma, AB organlarının
yetki aşımı, ikincillik, orantılılık sorunları diye sürüp gidiyor. Keza, Avrupa Anayasa düzeni ile
ulusal anayasa düzenleri arasındaki ilişkiye sadece normlar düzeyinde bakmamak, içtihadi
hukuka ve uygulamadaki farklı duyarlılıklara da bakmak gerekir.
 
4- Yine, temel hakların korunması bakımından, Temel Haklar Şartı’nın yetersizliği, aynı
mekanda iki koruyucu hukuk düzeninin çatışması bir başka sorundur: AB hukuku ile AİHS
hukuk çatışması. Esasen bu çatışma, çekişme hep vardı. AB Hukuku biraz da bu çatışma ve
çekişme ile beslendi, gelişti. Bu çekişmede AİHS Hukuku hep bir adım önde idi. AB
Anayasası’nın onaylanıp yürürlüğe girmesiyle öyle anlaşılıyor ki, bu çekişme daha da artacak
gibi görünüyor. Ancak, AİHS daha koruyucu, daha sistematik ve yerleşik uygulamaları ile bu
çekişmede yine bir adım önde olacak gibi. Bu doğrultuda Temel Haklar Şartı’nda özgürlükler
için neden genel sınırlama sebepleri öngörüldüğü gerçekten anlamlı bir soru. Bu soru aynı
zamanda, temel hak ve özgürlüklerin korunmasında AB Anayasası’ndan sonra da AİHS
düzeninin bir adım önde olacağının cevabı.
 
5- Avrupa Anayasası kavramı ile esasen yeni karşılaşmıyoruz. Biz Anayasacılar, kamu
hukukçuları hep AİHS’ni Avrupa liberal kamu hukuku şartı, Avrupa kamu düzeninin Anayasal
belgesi olarak nitelendirirdik. Bu nedenle, biz öteden beri Avrupa Anayasası ile uyum çabası
içindeyiz. Bu nedenle iki belgeyi bütün olarak Avrupa norm ve standartlarıyla uyum olarak ele
almalıyız ve bunun için de bizim Anayasamızda ne yapmalıyız sorusuna cevap aramalıyız.
Bu toplantının konusu çerçevesinde, Anayasamızı Avrupa normları ile uyum yönünden
incelediğimizde sorunları üç grupta toplamak mümkündür.
 
1. Grup: Temel haklar ve özgürlükler rejimi
 
2.Grup: Egemenlik yetkisinin Avrupa kurumları organları ile paylaşımı ve bununla doğal
illiyet bağı içinde ulusalüstü hukuk-ulusal hukuk ilişkisi bağlamında kurullar kademelenmesi
 
3. Grup: Hukukun üstünlüğü ya da hukuk devleti
 
- Bunlardan 2. grubun Türkiye AB’ne tam üye oluncaya kadar aciliyeti yoktur, denebilir.
Çünkü, Türkiye, egemenlik yetkisinin paylaşımı sorunuyla, esas olarak, AB’ne tam üye
olduğunda karşılaşacaktır. Bu nedenle, bu sorunun çözümünün AB’ne tam üyeliğe kadar
tahammüllü olduğu söylenebilir. Ancak, egemenlik yetkisini sağlıklı paylaştırmadan
ulusalüstü hukuk-ulusal hukuk ilişkisini sağlıklı kurabilmek ve bunun uygulaması olarak
kurallar kademelenmesindeki sorunları aşabilmek pek kolay olmayacaktır.
 
- Avrupa norm ve standartlarına uyum bakımından olduğu kadar Türkiye’nin ihtiyaçları
bakımından da öncelikli sorunlar 1. ve 3. Grup sorunlardır.
 
A- 1. Grupta yer alan “Temel hak ve özgürlükler” rejiminin Avrupa norm ve standartları
ile uyumu bakımından 1995 ve özellikle 2001 Anayasa değişikliklerinde önemli mesafeler
katedilmiştir. 13. maddede yapılan değişkilikle, genel sınırlama sebeplerinden kademeli,
farklılaştırılmış, özel sınırlama sebeplerine geçiş; sınırlamanın sınırı olarak demokratik
toplum düzeninin gereklerinin yanında “öze dokunma yasağı” (çifte korse) getirilişi ve böylece
sınırlama rejiminden özgürlükleri koruma rejimine geçiş, Avrupa norm ve standartlarına uyum
bakımından hiç kuşkusuz en temel ve somut bir ilerlemedir.
 
Keza, 14. maddede yapılan değişiklikle özgürlüklerin kötüye kullanılması yasağı
bakımından daha sınırlı ve somut çerçeve belirlenmesi de önemlidir.
Ancak, böyle bir sistem değişikliğinde, tutarlı, uyumlu ve bütüncül olabilmek
bakımından, Anayasa’da yer alan bütün hak ve özgürlükler tek tek gözden geçirilmeli ve her
bir hak ve özgürlüğün düzenlendiği ilgili maddesine, o temel hak ve özgürlüğün koruduğu
nesnel yaşam alanının içeriği ve niteliğine uygun sınırlama sebepleri konulmalı idi. 2001
değişikliğinin en büyük eksiği bunun bütün olarak değil, bazı hak ve özgürlükler için, yani
kısmen yapılmasıdır. Bu da doğal olarak, bu doğrultuda değişiklik yapılmayan temel hak ve
özgürlükler bakımından belirsizliklere, boşluklara ve dolayısıyla da temel hak ve özgürlüklerin
sınırlanması sisteminde tutarsızlıklara yol açmıştır. Bu durum Avrupa norm ve standartları ile
de uyumsuzdur. Bazı hak ve özgürlüklerin sınırlama sebepleri bakımından Avrupa
normlarının altında kalınırken, bazılarında da aşılmıştır.
 
Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse:
 
a) Yerleşme ve seyahat hürriyeti
 
Anayasa madde 23’e göre sınırlama sebepleri, “suç işlenmesini önlemek, sosyal ve
ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu
mallarını korumak” olarak sayılmış.
 
AİHS Ek 4 Nolu Protokol madde 2’ye göre ise sınırlama sebepleri “ulusal güvenlik,
kamu güvenliği, kamu düzeni, suçların önlenmesi, sağlık ve ahlakın veya başkalarının hak ve
hürriyetlerinin korunması” olarak sayılmış.
 
Genel sağlığın, kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel ahlakın korunması bizde yer
almıyor. Bu durumda, salgın hastalıktan, yangın veya inşaat tehlikesi gibi hallerden
korunmak için bir bölgenin karantina altına alınmasının anayasal bir dayanağı
bulunmamaktadır.
 
b) Hak arama hürriyeti
 
Anayasa’nın 36. maddesi hak arama hürriyeti bakımından hiçbir sınırlama sebebi
öngörmemiştir. Bu durumda bazı mahkeme kararlarına karşı temyiz yolunun kapatılmasının
bir Anayasal dayanağı bulunmamaktadır.
 
Buna karşın AİHS’ne Ek 7 Nolu protokolün 2. maddesine göre, “Cezai konularda, üst
derece mahkemeye başvuru hakkına, kanunun öngördüğü hafif suçlar için veya ilgilinin ilk
derecede en yüksek dereceli mahkemede yargılanmış olması halinde veya beraat kararı
verilmesi halinde” istisna getirilebilmektedir. Başka bir ifadeyle, bu hallerde kanunla temyiz
yolu kapatılabilmektedir. Bizim Anayasamızın 36. maddesine de benzer sınırlama sebepleri
konulabilir.
 
c) Çalışma ve sözleşme hürriyeti
 
Anayasa’nın çalışma ve sözleşme hürriyetini düzenleyen 48. maddesinde bu özgürlüğü
sınırlamak için hiçbir sebep öngörülmemiştir.
 
Bu durumda, “Bir sözleşmenin konusu ahlaka aykırı ise batıl” olmayacak mıdır; ya da
“bir kimsenin özgürlüğünü tümüyle ortadan kaldıran ya da ölçüsüz şekilde veya umumi
adaba aykırı şekilde sınırlayan sözleşme yapılabilecek midir? Oysa “konusu ahlaka aykırı
sözleşmenin batıl olacağı” ve “kimsenin özgürlüğünden tümüyle vazgeçemeyeceği” temel
hukuk ilkelerindendir. Medeni Kanun veya Borçlar Kanunun’daki bu temel hukuk ilkelerine
aykırı sözleşmeleri yasaklayan hükümlerin Anayasal dayanağı bulunmamaktadır. Genel
ahlak, kamu düzeni ve kamu yararının korunması amacıyla sınırlanabilmesi bu özgürlüğün
içeriğine ve niteliğine uygun sınırlama sebepleridir. Bunlar Anayasa’nın 48. maddesine
konulabilir.
 
Aynı şekilde, sıkça karşı karşıya geldiğimiz, istediği yerde “kurban kesme” veya “kapalı
yerde sigara içme” yasaklarının da açık bir anayasal dayanakları bulunmamaktadır.
Bunlar için şimdilik, ancak pratik uyuşum formülü ile anayasal dayanak aranabilir. Bu
noktada en ideal hak Anayasa’nın 56. maddesinde düzenlenen “sağlıklı ve dengeli çevrede
yaşama” hakkı ve bu doğrultuda devlete yüklenen “çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını
korumak ve çevre kirlenmesini önlemek” ödevidir. Keza, Anayasa’nın 5. maddesindeki,
Devletin, “insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlama” görevi
de bu tür sınırlamalara Anayasal dayanak oluşturabilir. Ancak, böylesi bir yaklaşımın da, bu
tür genel hükümlerin, giderek bütün hak ve özgürlükler için bir tür genel sınırlama sebebine
dönüştürülmesi gibi, özgürlükler için son derece tehlikeli bir uygulamaya yol açabilme
olasılığı vardır.
 
-Anayasamızda bazı hak ve özgürlükleri sınırlama sebepleri ise AİHS’nden daha
kapsamlı, soyut ve muğlaktır.
 
Örneğin, Anayasa’nın 26. maddesinde sayılan ifade özgürlüğünü sınırlama sebepleri,
AİHS’nin 10. maddesinde sayılanlara göre; keza, Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerindeki
siyasi parti faaliyetlerine ilişkin sınırlama ve yasaklamalar AİHS’in örgütlenme özgürlüğüne
ilişkin 11. maddesine göre özgürlükleri sınırlayıcı olmak bakımından daha kapsamlı, soyut ve
muğlaktır.
 
Bütün bu sorunların sağlıklı bir şekilde çözülebilmesinin yolu, Anayasanın 17.
maddesinden 74. maddesine kadar bütün hak ve özgürlüklerin tek tek gözden geçirilerek,
Avrupa norm ve standatları da dikkate alınarak, her bir hak ve özgürlük için içerik ve
niteliklerine uygun sınırlama sebepleri konulması, uygun olmayanların ayıklanmasıdır.
B- 3. Grup sorunlar olarak yer verdiğimiz hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti
sorunsalı, bugün geldiğimiz noktada, Anayasa hukukumuzun belki de en yumuşak karnıdır.
2001 Anayasa değişikliğinde 12 Eylül tasarruflarını koruyan Anayasa’nın Geçici 15.
maddesinin son fıkrasının yürürlükten kaldırılması dışında, bu konuda Anayasa’da hiçbir
iyileştirme yapılmamıştır. Hukukun üstünlüğünü sağlamak ve hukuk devletini etkin kılmak
bakımından Anayasa’da bu yönde ciddi bir reform paketine ihtiyaç vardır. Bu pakette
öncelikle ele alınması gereken hususlar şöyle özetlenebilir:
 
-Bağımsız yargı önündeki engellerin kaldırılarak yargı bağımsızlığının sağlanması (AY.
Md 159, 144)
 
-Yargı denetimi dışında bırakılan alanın daraltılması; idari eylem ve işlemlere karşı en
azından şekli ya da biçimsel denetime olanak tanınması (olağanüstü KHK’ler, HSYK
kararları, Yüksek Askeri Şura kararları en azından biçimsellikle sınırlı denetime açılmalı.)
 
-Yasama dokunulmazlığı ve Meclis soruşturması kurumları hem amaçlarına uygun
işlevlerini sağlayacak, hem de siyasilerin haksız olarak korunmalarını önleyecek şekilde
yeniden düzenlenmelidir.
 
C- 2. Grup sorunlar olan egemenliğin kullanılmasının Avrupa kurumları organları ile
paylaşımı, bu toplantının konusu ile doğrudan ve daha yakın ilgili olmakla birlikte, yukarıda
da ifade ettiğim üzere, çözümü bakımından zaman tahammülü olan AB’ne tam üyelik ile
paralelliği bulunan sorunlarıdır. Bu nedenle, bu sorunun çözümünü daha çok düşünmeli,
tartışmalı ve toplum olarak hazmedebilmeliyiz.
 
İki gündür izlediğimiz tebliğlerde de ifade edildiği gibi, Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin
düzenlemeleri ve uygulamaları dikkate alındığında, Avrupa Birliği ile üye ülkeler arasındaki
egemenlik yetkisinin kullanılmasının paylaşımı ve Avrupa Birliği hukuku ile ulusal hukuk
arasındaki çatışmanın, çoğunlukla bu konudaki genel ve/veya özel Anayasa hükümleri ile
çözüldüğü ve bazılarında da sorunun yüksek mahkeme içtihatları ile aşıldığı görülmektedir.
Keza, Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin bir çoğunda, yetki devrine ilişkin andlaşma ya da
kanunların, parlamentoda üçte iki çoğunlukla kabul edilmesi ya da referanduma sunulması
gibi, Anayasa değişikliklerine paralel bir usul ve prosedür uygulandığı gözlenmektedir.
Türkiye’de 2004 Anayasa değişikliği ile Anayasa’nın 90. maddesine eklenen, “Usulüne
göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla
kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda
milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” şeklindeki hüküm, konuluş amacı olan
ulusalüstü hukuk ile ulusal hukuk kuralları arasında sağlıklı bir kademelenme kurmak
bakımından yetersiz kaldığı gibi; günümüzde ulusalüstü yapılanmalar ve onun yarattığı
değişen egemenlik anlayışı doğrultusunda, egemenlik yetkilerinin bu tür ulusalüstü örgütlerin
organlarıyla paylaşılması sorununa hiçbir çözüm getirmemektedir. Daha somut bir ifadeyle,
bu düzenleme, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde olan Türkiye bakımından, daha bir önemi
ve önceliği bulunan AİHS hukuku ve özellikle de Avrupa Birliği Hukuku ile Türk Hukuku
arasındaki kurallar kademelenmesi sorununu sağlıklı çözemediği gibi; Avrupa Birliği
organlarının kullanmakta olduğu ve kullanacağı yetkilere de Anayasal bir dayanak
kazandırmamaktadır. Aralarında illiyet bağı bulunan bu iki sorunun birlikte çözülmesi için,
1982 Anayasası’nda bazı değişikliklerin yapılması gerekmektedir.
 
Bu doğrultuda, öncelikle Anayasa’nın egemenlik yetkilerinin kullanılmasına ilişkin 6 ve
7. maddeleri yeniden düzenlenerek, Avrupa Birliği gibi ulusalüstü yetkiler kullanan örgütlerin
bu yetkilerine Anayasal dayanak kazandırılmalıdır. Ayrıca, bu tür yetkiler kullanan örgütlere
üyeliği sağlayan ulusalüstü andlaşmalara Anayasal değer kazandırmak ve bunların Anayasa
ile muhtemel çatışmasını önlemek için, bu tür andlaşmaları uygun bulma kanununun, bazı
Avrupa Devletlerinde olduğu gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabulü ve yürürlüğe
girmesi bakımından, Anayasa değişiklikleri ile paralellik kurulmalıdır. Hatta, yine de
çıkabilecek muhtemel ulusalüstü andlaşma-Anayasa çatışmasını daha baştan önlemek için,
ulusalüstü yetkiler kullanan örgütlere üyeliği sağlayan andlaşmaların Anayasa’ya uygunluğu
için, Anayasa Mahkemesi’nde öndenetim yolu açılması da düşünülebilir.
 
Keza, ulusalüstü/uluslararası hukuk ile Türk hukuku arasında kurallar
kademelenmesini belirlemeyi amaçlayan, 1982 Anayasası’nın 90. maddesine 2004 Anayasa
değişikliğinde eklenen mevcut çatışma hükmü, daha somut ve belirgin içerikle yeniden
düzenlenmelidir.
 
Bu amaçla, 1982 Anayasası’nda birbirini tamamlayan şu değişiklikler yapılmasında
yarar vardır.
 
1- 1982 Anayasası’nın 6. maddesinin 2. fıkrasında yapılması önerilen değişiklik:
“Türk milleti egemenliğini Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle
kullanır. Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu ulusalüstü yetkiler kullanan örgüt ya da
kuruluşlara ilişkin andlaşmalar bakımından Türk Milleti egemenliğini, diğer milletlerle eşit
koşullarda, bu örgüt veya kuruluşların yetkili organları eliyle kullanır.”
 
2- 1982 Anayasası’nın 7. maddesine eklenmesi önerilen hüküm:
“Bu yetki devredilemez; Anayasa ve Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri ile uyum
içinde, milletlerarası yükümlülüklere uygun olarak kullanılır.” Ya da “Bu yetki devredilemez.
Anayasa ve Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri ile uyum içinde olmak koşuluyla,
ulusalüstü yetkiler kullanan örgüt ya da kuruluşlara üyeliğin gerektirdiği yükümlülükler
saklıdır.”
 
3- 1982 Anayasası’nın 67. maddesinin 1. fıkrasına eklenmesi öngörülen hüküm:
“Avrupa Birliği vatandaşlarının, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ve mahalli
seçimlerde kullanacakları seçme ve seçilme hakları saklıdır.”
 
4- 1982 Anayasası’nın 90. maddesinin birinci fıkrasına eklenmesi önerilen hüküm:
“Ulusalüstü yetkiler kullanan örgüt ya da kuruluşlara üyeliği sağlayan andlaşmaları
uygun bulma kanununun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabulü ve yürürlüğe girişinde,
Anayasa’nın 175. maddesi hükümleri uygulanır.”
 
5- 1982 Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrasının son cümlesinde yapılması
önerilen değişiklik:
“Ulusalüstü yetkiler kullanan örgüt ya da kuruluşlara üyeliğin gerektirdiği andlaşma
hükümleriyle kanunların çatışması halinde andlaşma hükümleri uygulanır.”
 
6- Ulusalüstü yetkiler kullanan örgüt ya da kuruluşlara üyeliği sağlayan andlaşmalarla,
Anayasa arasında muhtemel çatışmayı daha baştan önlemek için, bu tür andlaşmalar
bakımından öndenetim yolunun açılması da düşünülebilir. Ancak, bunun için, Anayasa’nın
özellikle 146. ve takip eden bazı maddelerinde köklü değişiklikler yapmak gerekecektir.

KİTAP

Av. İlker Hasan Duman
Açıklamalı-İçtihatlı
İNŞAAT HUKUKU
8. Baskı
Seçkin Yayıncılık, Mayıs 2016

YARGI HABERLERİ

İMAR PLANLARINDA HİYERARŞİK İLİŞKİ, de, nazım imar planı; varsa bölge veya çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi [Devamı...]
İMAR PLANLARININ İPTALİ DAVASINDA DAVA AÇMA SÜRESİ, lanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin düzenleyici işlem [Devamı...]
UZLAŞMA TUTANAĞININ İPTALİ, dur. Bu işlem ise idarenin kendi iç bünyesinde yaptığı kişinin hukuki durumunda bir değişiklik meydana getirmeyen kesin ve yürütülebilir olmayan işlemdir. Kamulaştırma [Devamı...]
TÜKETİCİ HAKEM HEYETİ KARARLARI, rların ise İcra ve İflas Kanununun “ilamların yerine getirilmesi” hakkındaki hükümlere göre yerine getirileceği, Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararlarına karşı [Devamı...]
Kooperatif Ortağı, Ödemiş Olduğu Aidatın Ayrıldığı Yıl Bilançosuna Göre Hesaplanacak Masraf Hissesi Düştükten Sonra Bakiyesini Talep Edebilir;, n ayrılan ortak, ödemiş olduğu aidatın tamamını değil, ayrıldığı yıl bilançosuna göre hesaplanacak olan masraf hissesi düşüldükten sonra bakiyesinin iadesini talep [Devamı...]
Likit Sayılması Gereken Kooperatif Aidat Alacağı Hakkında İcra İnkar Tazminatına Hükmedilmesi Gerekir;, ooperatife ait üye kayıt defterinde davacının ödediği meblağlar açıkça yazılmıştır. Davalı kooperatif sadece alacağın muaccel hale gelmediğini savunmuştur. Bu durum [Devamı...]
Kooperatif Eski Yöneticilerinin Kooperatifi Zarara Uğrattığı İddiasına Dayalı Tazminat Davası;, rulun bu yönde karar alması ve davanın denetçiler tarafından açılmasına bağlıdır. Fakat anılan yönteme uyulmaması durumunda davacı tarafa süre verilerek açılan [Devamı...]
Yönetim Kurulu Ve Tasfiye Kurulunun Yetkileri;, ooperatifler Kanunu'nun 55/1. maddesi aidat toplama görevinin yönetim kuruluna ait olduğunu, kooperatif ana sözleşmesinin 44/10. maddesi ise kooperatif adına dava açma ve [Devamı...]
İmar Kısıtlamalarından Doğan Davalar, [Devamı...]
Avukatın Dürüstlük Kuralına Aykırı Davranışı;, kilde fazladan avukatlık ücreti isteyemez (8. HD. 9.3.2015, 5221/5534).  [Devamı...]
Tespite İlişkin Kararlar İcraya Konulamaz;, lir (8. HD. 8.9.2014, 23863/14838).  [Devamı...]
Acele Kamulaştırmada Acelelik Halinin Değerlendirilmesi, ele kamulaştırılacak taşınmazlar açıklıkla gösterilmek suretiyle acele kamulaştırmanın kapsamı ve çerçevesinin belirlenmesi, acelelik halinin dışındaki durumlar için [Devamı...]
Katkı Payı Davasında Zamanaşımı, t olaya yeni Medeni Kanunda yer alan zamanaşımı kuralları uygulanmaksızın mal rejimi ve Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri dikkate alınarak çözüm [Devamı...]
Vadeden Sonra Ciro Alacağın Temlikidir, (12. HD. 19.1.2010, 19566/934). [Devamı...]
Bonoda Zamanaşımı, ; yıldır (12. HD. 17.3.2009, 25557/5658). [Devamı...]
Sözleşmeye Aykırılıktan Kiracının Tahliyesi, lığın giderilmesinin istenmesi gerekir. Kiralanan yerin açık şekilde fena kullanılması durumunda ihtar gönderilmesine gerek yoktur (6. HD. 2.11.2010, 7891/11974). [Devamı...]
Kararın Yalnız Boşanma Hükmünün Kesinleşmiş Olması, uml;re, nafaka ve tazminat alacağı kesinleşip kesinleşmediğine bakılmaksızın takibe konulabilir hale gelmiştir (HGK. 22.10.2002, 656/638). [Devamı...]
Kiralanan Yerin Boşaltıldığının İspatı ve Geriye Kalan Ayların Kirasında Kiracının Sorumluluğu, nundan önce boşaltan kiracı geri kalan sürenin kira parsından sorumlu olur. Ancak kiralayan da zararın artmaması ve taşınmazı aynı koşullarda başkasına kiralamak için gerekli [Devamı...]
Sanayi Suyunun Kaçak Olarak Satılması, delin davalı tarafından ödenmediğini öne sürmüştür. Mahkemece, dava konusu olayla ilgili olarak davacının yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar [Devamı...]
Bağımsız Bölümde Oturanların Komşularını Rahatsız Etmesi Ya da Yükümlülüklerini Yerine Getirmemesi Tahliye Nedeni Değildir, nda o kişinin ya da kişilerin bağımsız bölümden tahliyesini değil, Kat Mülkiyeti Kanunu md. 33/son’daki yaptırımın uygulanması gerekir. Tahliye hususu aynı Yasanın 24. [Devamı...]
Mal Ayrılığı Rejiminin Geçerli Olduğu Dönemde Taşınmaz Alırken Eşe Yapılmış Olan Katkı "Elden Bağış" Niteliğindedir, karşılıksız kazanma yoluyla gelen bu para, onun kişisel malı olmuştur. Davalıya ait pay “bağış” yoluyla gelen bu para ile alındığına ve davalının kişisel malı olduğuna göre, davalı [Devamı...]
Verilen Onayın Geri Alınması TMK md. 2'ye Aykırıdır, a açmaları dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz (18. HD. 15.6.2010, 1416/9003). [Devamı...]
Bonoda Bedelsizlik İddiasının İspatı, [Devamı...]
Manevi Tazminat, a açıklandığı üzere, ne bir ceza ne de gerçek anlamda bir tazminattır. Zarar uğrayanın manevi ıstırabını bir nebze dindiren, ruhsal tahribatını onaran bir araçtır. Manevi [Devamı...]
Haksız Fiilde Failin Temerrüdü ve Faizden Sorumluluğu, inden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği [Devamı...]
Boşanma Davasında Ziynetlerin İstenmesi, ahsilini de istediğine göre, hüküm altına alınan ziynetlerin cins, gram ve ayarları gösterilmeden toplamının değerine göre hükmedilmesi doğru değildir (2. HD. [Devamı...]
Boşanma Davasında Çalışmaya İzin Verilmemesinden Kaynaklanan Kazanç Kaybının İstenmesi, asının izin vermediğini öne sürerek, bu yüzden yoksun kaldığı kazanç kaybına karşılık maddi tazminat istemiştir. Bu talep TMK’nun 174/1 kapsamında boşanmanın eki [Devamı...]
KAZANILMIŞ HAK, nmazdaki yapıların kaba inşaatının tamamlandığı, idare mahkemesince dava konusu yapı ruhsatlarıyla tespit edilen kısım haricinde yeni yapılaşma hakkı verilmediği, bu nedenle ruhsatların kazanılmış [Devamı...]
İŞLEMİ KURAN İDARE ONU GERİ ALABİLİR, ">Fazla çalışma ücretlerinden kesilen gelir vergisinin iadesi istemiyle yapılan başvurunun Defterdarlık tarafından kabul edilerek yapılan kesintilerin davacıya ödendiği, sonrasında [Devamı...]
İDARE MAHKEMESİNDE DAVA AÇMA SÜRESİ, ">Anayasanın 125’inci ve 1602 sayılı Kanunun 40’ıncı maddesinde, dava açma süresinin her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihini izleyen günden itibaren [Devamı...]
Karayolları Trafik Kanunundan Doğan Hukuk Davalarında Görevli Ve Yetkili Mahkeme, e yayımlanan değişiklikle bu kanunun uygulanmasından doğan hukuk davalarında görevli ve yetkili mahkemeler yeniden belirlendi: "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları [Devamı...]
Alkollü Araç Kullanmak, ol açmaz. Mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan kurul aracılığıyla; olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip [Devamı...]
Bonoda Zamanaşımı, re üç yıllık zamanaşımı süresine tabi iseler de; söz konusu bonolar taraflar arasındaki temel borç ilişkisi yönünden yazılı delil başlangıcı olarak kabul [Devamı...]
Üye Kooperatifle İlişkisini Kesince Üyelik Sıfatı Sona Erer, üğünü yerine getirmeyen ve ilişkisini kesen davacının kooperatif ortağı olduğunun tespiti için açmış olduğu davanın MK’nın 2. Maddesi uyarınca kabul edilemeyeceği, [Devamı...]
Estetik Ameliyatı Yapılmasına İlişkin Sözleşme, öne sürerek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Dosya kapsamından estetik ameliyat konusunda tarafların sözleştikleri anlaşılmaktadır. Tarafların sözleşme yapmaktaki asıl [Devamı...]
Müstehcen Görüntü Bulundurma, ideo görüntüleri olduğu, bir kısmının ise hayvanlarla insanların cinsel ilişkilerinin görüntülerini içerdiği, çocukların kullandığı müstehcen [Devamı...]
Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi-Yolsuz Tescil, nde olup, bu yolla oluşan tapu kayıtları gerçek mülkiyet durumunu oluşturmaz. Yüklenici edimini ifa ettiği oranda şahsi hak elde edebilir ve elde ettiği hakkını [Devamı...]
Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi-Alacağın Temliki-İtiraz ve Defiler, ly: Calibri; mso-fareast-language: TR; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">Yüklenici arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesine göre kazandığı şahsi hakkını [Devamı...]
Temyiz Harcının Yatırılamaması-adil Yargılanma Hakkı, kça yüksek miktarda olan karar ve temyiz harcının yatırılmasının istenmesi ve verilen sürede yatırılmaması üzerine kanun yoluna başvuru hakkının ortadan [Devamı...]
Harici Satış Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil, kümleri uyarınca isteyebilirler. Taşınmazın güncel karşılığı talep edilmez ise de, harici satış nedeniyle ödenen bedelin uyarlama kuralları gereğince hesaplanması ve sonucuna göre [Devamı...]
Tespit Davasında Hukuksal Yarar Koşulu, rdan söz edebilmek için; bir hakkın veya hukuki durumun mevcut ve yakın bir tehlike ile tehdit edilmiş olması, bu tehdidin zarar doğurabilecek nitelikte olması, tespit [Devamı...]
Sözleşmeye Aykırılık Nedeniyle Tahliye, iş olmasının verilen süreden sonra olup akde aykırı davranışı ortadan kaldırmayacağı gözetilmelidir. Öte yandan kiralanan kiralanma amacı dışında kullanılmaya da devam etmekte olup, [Devamı...]
İştirak Nafakası, ;ocuğa bakıyorsa, çocuğa bakan taraf velayetin nezi davasını açmadan doğrudan iştirak nafakası talebinde bulunabilir (3. HD. 11.10.2010, 14433/16126). [Devamı...]
Boşanmada Manevi Tazminat, zere boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden olmalıdır. Boşanma sebebi olarak gösterilmemiş, ancak boşanmanın kesinleşmesine kadar gerçekleşmiş sadakat [Devamı...]
CEMAAT VAKIFLARININ GAYRİMENKUL EDİNME HAKKI:, ip gerçek ve tüzel kişiler sahip olabilirler. Fransız ... Rahipleri adlı topluluk adına tapuya kayıtlıyken, açılan dava sonucu tüzel kişiliği bulunmayan ve ne Türkiye [Devamı...]
AİHM'NCE HÜKMEDİLEN TAZMİNATIN HAZİNECE ÖDENMESİ:, ersonele rücu mekanizması işletilmediği için dava yoluna başvurulduğunu, sorumlulara rücu etme konusunda idarenin takdir yetkisi bulunmadığını; maddi mağduriyetleri ödenen [Devamı...]
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ'NİN KESİNLEŞMİŞ HAK İHLALİ KARARLARI:, üler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuşlardır. Anılan mahkeme, hükümlülerin yargılandığı Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin bağımsız ve tarafsız olmaması, savunma [Devamı...]
AVRUPA SOSYAL ŞARTI:, uml;venlik sisteminden yararlanarak böyle bir imkan sağlayamayan herkese yeterli yardımı sağlamayı ve hastalık halinde bu kişinin şartlarının gerektirdiği bakımı sağlamayı akit taraflar [Devamı...]
AHİM ÖNÜNDE YAPILAN SULH ANLAŞMASI İİK'NIN BELİRTTİĞİ ANLAMDA İLAM SAYILMAZ:, ilişkin kararına dayanarak Dışişleri Bakanlığı aleyhine ilamlı icra takibine geçmiş, takibe mercii nezdinde borçlu vekilince şikayet edilmiştir. İlamlı icra yoluna başvuru için [Devamı...]
AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNE AYKIRILIK:, lgili davalarda, davanın taraflarının herbirinin; diğer taraf karşısında kendisini önemli ölçüde dezavantajlı konumda bırakmayacak şartlarda iddia ve savunmalarını mahkemeye [Devamı...]
TERCÜMANLIK ÜCRETİ SANIĞA YÜKLETİLEMEZ:, nığa sağlanan tercüman için ödenecek ücretin mahkumiyet halinde dahi sanığa yükletilemez (7. CD. 24.6.2003, 2478/5303). [Devamı...]
ADİL YARGILANMA HAKKINA AYKIRILIK, azlığın, taraflar arasında fark gözetmeksizin iddia ve savunmaların eşit ve karşılıklı yapıldığı dürüst bir yargılamadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uluslararası insan [Devamı...]
DİL BİLMEYEN SANIĞIN ÜCRETSİZ OLARAK ÇEVİRMENDEN YARARLANMA HAKKI, yardımından ücretsiz olarak yararlanmak hakkına sahiptir" hükmüne aykırı olarak mahkemece mahkum olan dil bilmeyen sanıktan çevirmenlik ücretinin alınmasına karar [Devamı...]
AHİM'in KESİNLEŞEN KARARI, in kararına ilişkin AHİM 2. Dairesinin kesinleşen kararı nedeniyle 2577 sayılı Yasa'nın 53/1-ı maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü ile dava konusu işlemin iptali gerekir [Devamı...]

HIZLI ERİŞİM

Seçilmiş Mevzuat Seçilmiş Yazı ve Yargı Kararları Dilekçeler Sözleşmeler İhtarnameler İnşaat-İmar Sözlüğü İnsan Hakları Belgeleri İnsan Hakları Kararları Bilirkişi Raporları Yasal Faiz Hesabı Hukukumuzda Parasal Sınırlar Avukatlık Asgari Ücret Tablosu Önemli Yasal Süreler

KÜMELER

AYIN KONUSU YÖNETSEL YARGI YARGI DÜNYASI ANAYASA VE ANAYASA MAHKEMESİ MAKALELER AVUKATIN GÜNCELİ TBB DİSİPLİN KARARLARI FORUM PRATİK BİLGİLER RESİM VE KARİKATÜR ÖZLÜ SÖZLER ATATÜRK VE CUMHURİYET BAĞLANTILAR

HAVA TAHMİNİ

5 Günlük Hava Tahmini (İstanbul) 5 günlük hava tahmini
5 Günlük Hava Tahmini (Ankara) 5 günlük hava tahmini
5 Günlük Hava Tahmini (İzmir) 5 günlük hava tahmini Kaynak http://www.dmi.gov.tr