HİZMET KUSURU VE FİİLİ YOL
H HİZMET KUSURU VE FİİLİ YOL
)
Yazan : Ahmet Kılınç
Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi

I- İDARENİN SORUMLULUĞU

1)GENEL OLARAK

Sorumluluk, genel olarak kişilerin davranışlarının uyulması gereken bir kurala aykırı davranışın hesabını verme; tazminatla yükümlü tutma, işlenmiş olan bir sucun gerektirdiği cezayı çekme olarak tanımlanmaktadır. Hukuk devletinde hukuk normlarına aykırı davranışlara sorumluluk yüklenmekte yaptırım uygulanmaktadır. Hukuki sorumluluk ise; iki mal varlığı arasında bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını amaçlayan ve bunun yaptırımını içine alan bir hukuki kurumdur.

Bir Hukuk devletinde idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemler yapmaması gerekir. İdarenin eylem ve işlemlerinin hukuka aykırı olması halinde, bu eylem ve işlemler çeşitli müeyyidelerle karşılaşır. Ancak idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemlerinin bir takım müeyyidelerle karşılaşması, onlara son verilmesi, bu eylem ve işlemlerden kaynaklanmış olan zararlı sonuçların ortadan kaldırılmasına her zaman yeterli gelmemektedir. Zira şahıslar idarenin bu hukuka aykırı eylem ve işlemlerinden dolayı maddi ve manevi zararlara uğramış olabilirler. Hukuka saygılı bir idarenin kendi eylem ve işlemlerinden kaynaklanmış bu zararları da karşılaması gerekir. Bir hukuk devletinde idare, sadece hukuka uygun eylem ve işlemler yapmakla mükellef değildir; aynı zamanda idare, kendi kusurlu ve hatta bazen kusursuz eylem ve işlemleriyle bireylere verdiği zararları da tazmin etmekle yükümlüdür. İdarenin bireylere verdiği zararları tazmin yükümlüğüne “İdarenin Sorumluluğu” denir.

İdarenin hukuki sorumluluğu, yürüttüğü faaliyetlerin tabi olduğu hukuki rejime göre değişmektedir. İdare de esas itibariyle bir tüzel kişiliktir. İdarenin özel hukuka tabi faaliyetlerinden mütevellit mali sorumluluğu, özel hukuk hükümlerine ve özellikle haksız fiil sorumluluğuna ilişkin esaslara tabidir. Buna karşılık, idarenin İdare Hukukuna tabi olan faaliyetlerinden dolayı mali sorumluluğu, İdare Hukuku kurallarınca düzenlenir7.

Tüzel kişilerin fiili ehliyetlerinin kullanılmasını düzenleyen İMK. md. 55 / TMK md.50, vakıflara ve diğer özel hukuk tüzel kişilerine de uygulanabilmesi için ayrıca bir atıf kuralını gerek yoktur. Ancak biraz öncede belirttiğimiz gibi kamu tüzel kişileri, özel hukuk alanına giren bir ilişki de kurabilirler. Önemli olan, maddi açıdan, ilişkinin niteliği dolaysıyla özel hukuk alanında kalıp kalmadığıdır8. Bu bağlamda sorumlulukla ilgili mevzuatı iyi incelemek gerekmektedir. Söz konusu hükümler idari sorumluluğun “esası”na ilişkin olabileceği gibi; “usulü”nü gösterebilir. Kanunlar arasında “şekli” ve “maddi” ayrımın yapılmasından çıkan sonuç şudur ki: Danıştay, idari işlemlerin denetiminde davanın esasına uygulayacağı yaptırımın sebepleri kanunla sayılı ve sınırlı olduğu halde; idarenin sorumluluğuna hükmederken dayanacağı nedenler belirli ve kesin değildir, dolaysıyla kendi içtihat ve takdirine bırakılmış demektir.

İdarenin sorumluluğu ne genel ne de salttır; ancak kamu hukukuna özgü ilke ve kurallar çerçevesinde mahkeme içtihatlarıyla belirlenip saptanacak bir sorumluluktur. Kamu hukuku mevzuatı sorumluluk konusuna ilişkin genel hükümlerden yoksun bulunduğu için, hakimler idari mesuliyet uyuşmazlıklarına, TMK, BK v.b. özel hukuk hükümlerini uygulayabilirler. Bu davranış ve yöntem, idarenin sorumluluğu konusunun, tümü ile gerçek kişilerle özel hukuk tüzel kişilerinin sorumluluğundan bağımsız ve kendine özgü bir hukuki rejime tabi olmasını engellemez.

İdarenin sorumluluğundan bahsedebilmek için kural olarak ortada bir zarar olması ve bu zararın bir idari faaliyet nedeniyle meydana gelmiş olması hususunda herhangi bir tartışma yoktur.

2) İDARE HUKUKU SORUMLULUĞUNUN POZİTİF KAYNAKLARI VE TARİHİ GELİŞİMİ

Osmanlı İmparatorluğunda devletin mali sorumluluğu kabul edilmiyordu. Hükümdarın mutlak olarak sorumsuz olması esastı. Benimsenen sorumsuzluk prensibinin tek istisnası ise, devletin özel hukuk işlemleri oluşturmaktaydı.

Cumhuriyet Döneminin değerlendirilmesine gelince: 1924 Anayasasında devletin mali sorumluluğu konusunda herhangi bir hüküm mevcut değildir. İdarenin sorumluluğu hususundaki asıl gelişme 1961 Anayasası ile olmuşturası ile olmuşturasasının 114 üncü maddesine göre “Yönetim kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü kılınmıştır”.

1982 Anayasasının 125inci maddesinin son fıkrası ile de “İdarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olması” prensibi aynen kabul edilmiştir15. Söz konusu madde “soyut” bir hüküm olduğundan anlam ve kapsamının tam olarak saptanması gerekmektedir. Söz konusu Anayasal ilkenin biri olumlu biri olumsuz iki yönü vardır.

Öncelikle, bu hükme göre idarenin mali sorumluluğu “ genel ” bir sorumluluktur. Bu nedenle Türk İdaresini oluşturan tüm kamu tüzel kişileri prensip olarak hizmet ve faaliyetlerden dolayı sorumluluk taşırlar.

Sorumluluk ilkesinin diğer yanı ve kaçınılmaz gereği ise, yasama ve yargı organlarına ve giderek yürütme organına, kamu kesiminde sorumsuzluk hükmü koymamak zorunluluğunu yüklemesidir. Bu nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisi, devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin verdiği herhangi bir zarardan sorumlu olmadığı yönünde bir kanun maddesi çıkaramayacağı gibi; mahkemeler de örneğin yürütme ve idarenin kimi işlem ve eylemlerinden dolayı sorumlu bulunmadığını içtihat edemez.

6 Ocak 1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu da “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” nın İdari Yargının görev alanına girdiğini belirtmiştir. Sonuç olarak; Türkiye’de İdarenin sorumluluğu esasının tam olarak kabul edildiğini söyleyebiliriz.


3)İDARİ SORUMLULUĞUN DAYANAĞI

Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin tutum ve davranışları, çeşitli öğelerinin varlığı ve işleyişi ile bireylere veya topluluklarına verdiği zararların karşılanması gereği, bugün artık hiçbir uygar ülkede tartışma konusu değildir. Lakin, kamu gücünün bu tanzim borcunun hukuki dayanak ve kaynağının ne olduğu hususunda bir anlaşma ve birlik yoktur. İdarenin sorumluluğunun dayanağı konusunda çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. İdarenin sorumluluğunun dayanağı olarak, “hukuk devleti”, “kamu yükümlüleri karşısında eşitlik”, “imkan ve fırsat eşitliği” gibi ilkeler ileri sürülmüştür.

Lütfi DURAN hocamız bu konuda kendi görüşünü şu şekilde ifade etmiştir:

“Gerçekten, idarenin sorumluluğunun temeli, tazmin borçlusu ile tazmin alacaklısı arasındaki genel ilişkilerde aranıp bulunmak gerekir. Ancak böyle ortak bir alanda karşılıklı olarak belirlenen bir ilke, idari sorumluluğunun dayanağı ve kaynağı olabilir. Bu vasıf ve şartları taşıyan çağdaş kamu hukuku ilkesi, sosyal adalet ölçüsüne yönelen “imkan ve fırsat eşitliği” esasıdır.

Şeref GÖZÜBÜYÜK hocamız ise, Lütfi DURAN hocamızla aynı görüşü paylaşmamaktadır; zira ona göre hukuk devleti ilkesi, idarenin kusura dayanan sorumluluğunun dayanağını açıklayacak güçte görülmektedir. GÖZÜBÜYÜK’ e göre hukuk devleti ilkesi idarenin hem hukuka uygun hareket etmesini hem de hukuka aykırı davranışlardan kaçınmasını içerir. İdarenin, hukuka aykırı davranışlardan doğan zararları karşılaması, hukuk devleti anlayışının doğal sonuçudur.


4)İDARİ SORUMLULUĞUNUN TASNİFİ

İdari sorumluluk “sözleşmeden doğan sorumluluk” ve “sözleşme dışı sorumluluk” olarak ikiye ayrılır. Sözleşme dışı idari sorumluluk ise “Kusurlu Sorumluluk” “Kusursuz Sorumluluk” olmak üzere ikiye ayrılır. Kusursuz Sorumluluk “risk ilkesi” ve “fedakarlığın denkleştirilmesi” ilkesi olmak üzere iki ilkeye dayanır.

Anlattıklarımızı şema üzerinde belirtmek gerekirse;


A)AKDİ İDARİ SORUMLULUK

İdarenin bir özel kişiyle yapmış olduğu idari sözleşme hükümlerine aykırı olarak alacaklıya vermiş olduğu zararı tazmin yükümlülüğü, Akdi Sorumluluğu ifade eder.

2577 sayılı Kanunun 2 inci maddesinin (c) fıkrasında 4442 sayılı kanunun 6 ncı maddesiyle yapılan değişiklikten önce, herhangi bir istisnai durum söz konusu olmaksızın, genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerin uygulanmasından dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıkların çözümü, idari yargının görevine girmekteydi. Ancak, Anayasamızın 125 inci maddesine 13.8.1999 tarih ve 4446 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle eklenen hüküm ile hukuk sistemimize tahkim yolu getirilerek ve bu doğrultuda, 4492 sayılı Kanunun 6 ıncı maddesi ile yukarıdaki fıkra hükmü değiştirilerek, tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlanma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar için İdari Dava yolu kapatılmıştır.


B) SÖZLEŞME DIŞI İDARİ SORUMLULUK

Sözleşme dışı idari sorumluluk; İdarenin tek yanlı işlemleri ve eylemleriyle kişilere verdiği zararlar tazmin etmesi yükümlülüğü olarak tanımlanmıştır. İdare hukuku literatüründe doğrudan “İdari Sorumluluk” dendiğinde idarenin “Sözleşme dışı idari sorumluluğu” anlaşılır. Şemada da görüldüğü gibi “kusurlu sorumluluk” ve “kusursuz sorumluluk” olmak üzere iki çeşidi vardır.

a) Kusursuz Sorumluluk

Kusursuz Sorumluluk, bir olayda idari kusur bulunmasa da bazı kayıt ve şartlar altında, İdarenin verdiği zararı ödemekle yükümlü sayılmasıdır. Buna göre, idarenin tazminata mahkum edilebilmesi için, zarara uğrayan kimseni, hizmetin geç veya gereği gibi işlemediğini veya olayda memurun kusuru bulunmadığını ispat etmekle sorumluluktan kurtulamaz.

aa) Kusursuz Sorumluluğun İlkeleri

aaa) Risk İlkesi

Kusursuz Sorumluluk daha çok idarenin “tehlike” taşıyan etkinlikleri dolayısıyla ortaya çıkmaktadır. Tehlike sorumluluğu genel olarak bazı faaliyetlerin, araçların bünyesinde taşıdığı tehlikeler dolayısıyla kişilere vermiş olması halinde; bu faaliyet sahiplerinin kusurlarına bakılmaksızın, zararın tazmin edilmesi düşüncesine dayanır. Tehlikeli faaliyet ile gerçekleşen zarar arasında illiyet bağı yeterli olup, ayrıca kusur aranmaz.

bbb) Fedakarlığın Denkleştirilmesi

Fedakarlığın Denkleştirilmesi ilkesi, idarenin nimetleri tüm toplum tarafından paylaşılan hukuka uygun eylem ve işlemlerinin külfetlerinin sadece belli kişi veya kişilerin üstünde kalması durumunda, bu kişi veya kişilerin uğradığı zararı,idarenin kusuru olmasa bile, tazmin etmesini öngörmektedir.

bb)Kusursuz Sorumluluğun Özellikleri

Kusursuz sorumluluğun özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:

* İdari olgu ile uğranılan zararlar arasında nedensellik bağının bulunduğunu ortaya koymak yeterli olup, olayda bir kusurun varlığını ispatlamak gereği yoktur.
* Kusursuz Sorumluluk, İdarenin sorumluluğu alanında kural değil, istisnayı teşkil eder.
* Kusursuz Sorumluluk “kamu düzeni”ne ilişkindir.

cc)Kusursuz Sorumluluğun Uygulandığı Olaylar

* Bayındırlık faaliyetleri ve eserlerinden doğan zararların tazmini
* Kamu Hizmetine katılanların uğradığı zararların (mesleki hasar) tazmini
* Diğer Kamu hizmetleri ve eserlerinden doğan zararların tazmini
* İdarenin hukuka uygun işlemlerinden doğan zararların tazmini
* Umulmayan hallerden doğan zararların tazmini


b) Kusurlu Sorumluluk

Hizmet kusuru bölümünde kusurlu sorumluluk hususuna değineceğimiz için burada fazla üzerinde durmayacağız.

İdari sorumluluk sebebi olan kusur, esas itibariyle idarenin kuruluşunda, düzenlenmesinde ve işleyişinde ortaya çıkan bir bozukluk, aksaklık veya boşluktur.


II- HİZMET KUSURU

1)TANIMI

Günümüzde idarenin sorumluluğu genel olarak kusuru şartının varlığına bağlıdır. Fakat bu kusur özel hukuk alanında olduğu gibi bireylerde aranılan sübjektif mahiyette bir kusur olmayıp, kamu hizmetinin kuruluşu ve işleyişi ile ilgili objektif nitelikte bir hatadır. Kamu Tüzel Kişilerinin oluşturduğu bir bütün olan idarenin kusuru aslında gerçek kişilerden oluşan organ ve memurlarının kusurlarının bir sonucudur. Ancak çoğunlukla bu hataları işleyen personeli belirlemek mümkün olmadığı gibi belirlendiği hallerde de kusurlarını kişileştirmek doğru olmaz.

Literatürde Hizmet Kusurunun tanımlarını incelemek gerekirse;

Ragıp SARICA, Hizmet Kusurunu şu şekilde tarif etmiştir: “Hizmet kusuru idarenin ifa ile mükellef olduğu herhangi bir amme hizmetinin ya kuruluşunda, tanzim ve tertibinde veya teşkilatında, bünyesinde, personelinde yahut işleyişinde-gereken emir, direktif ve talimatın verilmemesi, nezaret, murakabe, teftişin icra olunmaması, hizmete tahsis olunan vasıtaların kıyafetsiz, elverişsiz, kötü olması, icap eden tedbirlerin alınmaması, geç, vakitsiz hareket edilmesi, ilh… şeklinde tecelli eden- bir takım aksaklık, aykırılık, bozukluk, intizamsızlık, eksiklik, sakatlık arz etmesidir.”

Sıdık Sami ONAR hocamıza göre, hizmet kusuru amme hizmetlerinin hukuki bünyesi ve bundan çıkan Devletin borcu ile izah edilir. Hoca şu şekilde devam etmiştir: “Devlet amme hizmetlerini halin icaplarına ve ihtiyaçlarına göre en uygun,bu ihtiyaçları karşılayacak şekilde,devamlı bir istikrarlı bir tarzda umuma arz etmek, umumun bu hizmetlerden gereği gibi faydalanmasını temin eylemek mecburiyetindedir. Bu borcun yerine getirilmemesi hizmet kusurunu meydana koyar.”

E.ATAY, H.ODABAŞI, H.T.GÖKCAN da S.S.ONAR hocamızla aynı kanaati paylaşmaktadırlar. Yazarlara göre Devlet, kamu hizmetlerini alanları itibariyle şartlara en uygun ve ihtiyaçlarını karşılamada en üst seviyede gerçekleştirmek için sürekli ve istikrarlı bir şekilde idare edilenlere sunmak, onların emirlerine amade bulundurmak, yani kamu hizmetlerini en etkin en verimli ve hukuka uygun bir şekilde sağlamakla yükümlüdür. Bu borcun yerine getirilmemesi hizmet kusurunu oluşturur5. Yazarlar, hizmet kusurunun oluşumunu bu şekilde belirttikten sonra,hizmet kusurunun tanımlanmasının da güç olduğunu ifade etmişlerdir.

Hizmet Kusuruyla ilgili bir başka tanımda şu şekilde yapılıştır: “Hizmet kusuru, İdarenin örgüt yapısına yada bizatihi hizmetin sunumuna ilişkin sürecin işleyişinde meydana gelen, yada var olan nesnel nitelikli bir aksama veya bozukluk nedeniyle, idarece tam olarak sunulması gereken bir hizmetin eksik, yanlış yada kötü verilmesidir.”

Sait GÜRAN hocamıza göre hizmet kusuru, kurumun, hizmetin kuruluşundaki, işleyişindeki ve ilgili personeli üzerinde gözetim ve denetim görevini gereği gibi yerine getirememesindeki “belli” bir yada birkaç ajanın tutum, yaklaşım ve davranışına mal edilemeyen, onlara atıf ve izafe edilemeyen ve böylece “nesnel” ve “anonim” niteliğini muhafaza eden sorumluluk halleridir.

Doktrindeki tüm bu tanımların ortak kısmı ve genel kabul gören hizmet kusuru Profesör Deuz’in yaptığı tasniftir : İdare, hizmetin kötü ve geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde “hizmet kusuru” işlemiş sayılır.


2) NİTELİKLERİ

Hizmet Kusurunun bu mahiyetine göre umumi özellikleri şu şekilde belirtilebilir.

A)HİZMET KUSURU İDARENİN KUSURUDUR

İsminden anlaşılacağı üzere, hizmet kusuru hizmetin, daha doğrusu hizmeti gören, görmekle yükümlü olan kamu tüzelkişisinin, kısacası idarenin kusurudur. İfade edilmek istenen odur ki; hizmet kusuru –ajan ve memurun kusuru olmayıp, idarenin kusuru olmak itibariyle – şahsi kusurdan tamamen farklıdır. Onun yanında yer alan başka bir kusurdur. Hatta onun zıddıdır.


B)HİZMET KUSURU BAĞIMSIZ BİR NİTELİĞE SAHİPTİR

Hizmet Kusuru, idarenin kusuru olmak hasebiyle, idare hukuku çerçevesine giren bir konu olup, özel hukuk esaslarına - özellikle BK. md.41’e – göre değil, İdare Hukukuna mahsus, müstakil bir özelliğe sahiptir11. Hizmet kusurunun tespiti hususunda özellikle idari yargı içtihatlarına bakmak gerekmektedir. Başka bir değişle, hizmet kusuru idare hukukuna has, nev’i şahsına münhasır, muhtar, müstakil, orijinal bir kavramdır.

Fransız Uyuşmazlık Mahkemesi 1873 tarihli Blanco kararı denilen eski bir prensip kararında hizmet kusurunun bu müstakil özelliğini şu şekilde dile getirmiştir: “Devletin amme hizmetlerinde istihdam ettiği personelin fiillerinin fertlere ika ettiği zararlardan Devlete terettüp eden mesuliyet medeni hukukun hususi şahısların diğer hususi şahıslarla aralarındaki münasebetleri idare etmek üzere konulmuş olan prensiplerle tanzim edilemez. Bu sorumluluğun hizmetin ihtiyaçlarına ve Devletin haklar ile hizmetin ihtiyaçlarının telifi zaruretlerine göre değişen hususi kaideleri vardır.” Bu prensip kararı bugün de aynen muhafaza ve tatbik edilmektedir.

Bir kısım müelliflere göre, kusur mahiyeti itibariyle sübjektif hatta Psikolojik bir kavramdır. Bu bakımdan da psikolojik bir varlığı olmayan,ancak tüzel birer şahıstan ibaret olan Devlet ve diğer idare tüzel kişileri için böyle bir kusur bahis mevzu olamaz ve bunların sorumluluğunun esasını da sübjektif ve psikolojik bir kavram olan kusur teşkil edemez. Burada kusur, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin ferdin zararlarını tazmin etmelerinin ancak bir şartını teşkil eder.


C) HİZMET KUSURU ASLİ VE BİRİNCİ DERECEDE SORUMLULUKTUR

Hizmet kusurundan meydana gelen zarar ve ziyan ihtilaflarında mağdur doğrudan doğruya idare aleyhine bir dava açabilir. Gerek Anayasanın 125 inci14 maddesi gerekse Devlet Memurları Kanunun 13 üncü maddesi15 davanın doğrudan doğruya İdare aleyhine açılmasını belirtmektedir.

Bu önceliğin bir sonucu olarak; İdare, Borçlar Kanunun 55 inci ve 56 ıncı maddelerindeki mevcut defileri ileri süremez16. Yani hizmet kusuru hallerinde İdare “hal ve maslahatın icap ettirdiği bütün dikkat ve itinada bulunduğunu yahut dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani olamayacağını ” bir defi olarak dermeyan edemez ve bunu ispat etmek suretiyle sorumluluktan kurtulamaz.

İdare hukukuna katkısı çok büyük olan ONAR hocamız bu durumu şöyle örneklendirmiştir: “Mesela bir sergide sergi nizamlarının noksanlığı veya memurlarının ehliyetsizliği veyahut teşkilatın kıyafetsizliği yüzünden malları çalınmış olan bir kimsenin sergi idaresi aleyhine açacağı hizmet kusuruna dayanan bir davada idare bu kaideleri kendisi koymadığı, bunların bir kanun veya tüzük gibi kendi dışında kalan yasama organı gibi müstakil ve hukukan sorumuz bir organın eseri olduğu, memurların da birer devlet memuru olduğu ve Devlet Memurlarının ehliyetlerinin de gene objektif kaidelerle tespit edilmiş bulunması hasebile bundan dolayı da kendisine bir kusur atfedilemeyeceği ve bunlarında hal ve maslahatın icat ettirdiği bütün dikkat ve itinanın neticeye tesir edemiyeceği yolunda bir defi dermeyan ederek mesuliyetten kurtulamaz.”

D)HİZMET KUSURU SOYUT,OBJEKTİF VE ANONİM BİR KUSURDUR

Öncelikle bu kusur, ismen, cismen malum ve belirli bir kişiye, tayin ve teşhis edilen bir ajan ve memura atıf ve izafesine gerek yoktur. Zira hizmet kusuru belirli bir ajan ve memurun şahsına dönen kişisel bir kusur olmayıp; belirli bir kamu hizmetini görmekle yükümlü olan idare teşkilatına,idare tüzel kişisine, idareye –bu hizmeti yürütmekle mükellef olması itibariyle- terettüp eden bir kusurdur. Bu itibarla kusurun belirli bir ajanla, memurla herhangi bir bağı yoktur

Hizmet kusuru teorisine göre kusurluluğuna hükmedilen ajan değil, hizmetin ta kendisidir. İşte bu karakter, hizmet kusuruna objektif bir mahiyet verir. Bunun neticesi olarak da kusurun faili malum olsa, mesela zarar memurun ehliyetsizliğinden, kıyafetsizliğinden veya tecrübesizliğinden çıkan bir kusura bağlı bulunsa durum değişmez ve idare kusurlu memurun bu halini öne sürerek sorumluluktan kurtulamaz ve hatta sorumluluğunu hafifletemez.

Hizmet Kusurunun bulunduğu hallerde, zarara sebebiyet veren hizmetin başında bulunan, memurun ismen, cismen teşhisi mümkün olsa ve hatta hadisede teşhis edilmiş bulunsa bile durum hizmet kusurunun tespitinde mahkemece hiç nazarı itibara alınmadığı gibi; mahkeme, kararında ajan ve memurdan bahsetmeye lüzum dahi görmez; memurun ismini bile zikretmez.

Gerçi Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin sorumluluklarında bazen memurun hizmet kusuru şeklinde görünebilirler; yani memura atfedilecek bir fiil ile meydana çıkar. Fakat bu hallerde de hizmetteki kusur, objektif ve anonim kusur etkenleri daha kuvvetlidir, bu bakımdan hizmet kusuru esas itibariyle anonim şekilde ve mahiyette görünür.

E)HİZMET KUSURU GENEL VE KAPSAMLI BİR KAVRAMDIR

Hizmet kusurunun bu özelliği üç şekilde ortay çıkar.

a) Hizmet Kusuru Teorisi Tüm İdare Tüzel Kişilerine Tatbik Olunur

Hizmet kusuru gerek devlet tarafından ifa olunan kamu hizmetlerinde, gerekse –vilayet, belediye, köy ve amme müesseseleri şeklindeki – bütün kamu tüzel kişileri tarafından icra edilen kamu hizmetlerinde söz konusu olur. Yani uygulama sahası bakımından umumidir.


b) Hizmet Kusuru Bütün Kamu Hizmetleri İçin Söz Konusudur

Her türlü kamu hizmetlerinde müşahade olunan hizmet kusurları da idarenin sorumluluğunu gerektirmektedir. Örneğin; gümrük işlemlerinde hizmet kusuru müessesi olabileceği gibi eğitim hizmetinde de hizmet kusuru söz konusu olabilir.


c) Hizmet Kusuru Esastır

İdarenin sorumluluğu konusunda kabul edilen ana kural : hizmet kusurudur. İdare hukukunda her sorumluluk hadisesi öncelikle bu açıdan incelenmektedir. Başka bir söyleyişle, İdare hukukunda prensip itibariyle idare aleyhine açılan tam yargı davası neticesinde idarenin sorumluluğuna hükmonulabilmek için bir hizmet kusurunun mevcudiyeti gerekli ve zorunludur. Hizmet kusuru mevcut değilse, idare de kural olarak sorumlu değildir: tazminata mahkum edilemez.


F)HİZMET KUSURU, OLAYLARA GÖRE DEĞİŞEN VE FARKLI NİTELİKLER GÖSTEREBİLEN BİR KAVRAMDIR

RAGIP SARICA, hizmet kusurunun bu özelliğini şöyle tarif etmiştir : “ … Hizmet kusuru nazari, mücerret, kalbi, basit, umumi, mutlak, sert değişmez bir mefhum olmaktan ziyade ameli, müşahhas, ampirik, mürekkep,hadisevi, nisbi, elastiki, mütehavvil ve kaypak bir mefhumdur.”

Bir hizmet kusurunun mevcudiyeti, her hadisede hal ve vaziyetin icaplarına ve özelliklerine göre tespit edilir. Mesela normal zamanlarda ve normal şartlar altında kusur sayılabilecek bir eksiklik veya yanlışlık anormal ve olağanüstü durumlarda bu mahiyeti arz etmeyebilir.

Danıştay’ın kimi kararlarında idarenin sorumluluğuna yol açacak olan hizmet kusurunun belli bir yoğunlukta olması gerektiği belirtilmiştir28. İdari mahkeme bazı kamu hizmetlerinde hafif, basit, alelade bir kusurun;bazı kamu hizmetlerinde ise ağır, vahim bir kusurun; nihayet bazı kamu hizmetlerinde de fevkalede, müstasna, aşikar derecede ağır ve vahim kusurun … mevcudiyetine kanaat getirildiğinde, idarenin sorumluluğuna hükmeder.

Bütün bu idari kusur halleri ve ayrık durumlar söz konusu sorumluluk sebebinin ne denli esnek bir kavram olduğunu ve sonuç itibariyle, her olayda mahkemenin takdir ve tespitine bağlı bulunduğunu göstermektedir. İdari kusurun bu niteliği dolayısıyla, idarenin her kusurundan ötürü sorumlu olmadığı, tazminata mahkum edilebilmesi için faaliyet ve hizmetlerin türüne,hal ve şartlarına göre değişik ölçüde kusurlu bulunması gerektiği kabul edilmektedir.


3) KUSURUN YOĞUNLUĞU

A) KUSURUN DERECESİ

a)Hafif, Basit Kusur

İsminden de anlaşılacağı üzere hafif kolay bir kusurdur; lakin hafif kusur herhangi bir kusur değildir. Bu kusur türü; sadece diğer kusurdan (yani ağır hizmet kusurundan) nispeten daha hafif ve önemsiz bir kusurudur. Yoksa haddi zatında bu kusur da çok ağırca bir kusurdur. Hafif kusur iyi bir idarenin yapmayacağı bir kusurdur.


b)Ağır Kusur

Ağır kusuru tanımlamak oldukça güçtür: Ağır Kusur “basit kusurdan daha ağır olan kusurdur” Yada şu kıstastan yola çıkabiliriz ; ağır kusur vasat veya kötü bir idarenin dahi işlemeyeceği kusurdur. Kısacası, özel bir zorluk gösteren bazı faaliyet alanlarında idarenin verdiği zarardan doğan sorumlu tutulabilmesi için “basit kusur”un yeterli olmadığı, bu kusurun ağır bir kusur olması gerektiği kabul edilmiştir.

aa) Ağır Kusurun Arandığı Durumlar

İdarenin sorumluluğu için ağır kusurun arandığı faaliyet alanları genellikle “yürütülmesinde güçlük olan faaliyet alanlarıdır.” İdarenin sorumluluğu için ağır kusur şartının arandığı başlıca faaliyet alanları şunlardır:

* Tıbbi Faaliyetler
* Acil yardım, kurtarma ve yangın söndürme faaliyetleri
* Kolluk faaliyetleri
* Vergi İdaresi
* Denetim faaliyetleri
* Cezaevi idaresi
* Adalet kamu hizmetleri

Ağır hizmet kusurunun arandığını gösteren bir Danıştay kararını göstermek gerekirse;

“Halkın sağlık hizmetlerini yürütmekle görevli olan davalı idare, hastanelerde yapılacak tedavilerin ve cerrahi müdahalelerin tıbbi esaslara uygun biçimde, hizmetin gerektirdiği yeterliğe sahip personelle ve gerekli dikkat ve özenin gösterilerek yapılmasını sağlamakla yükümlüdür.

Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi ağır hizmet kusuru niteliğinde olup, idarenin tazmin sorumluluğunu doğurur.

Dava konusu olayda, davacılardan birinin eşi diğerlerinin annesi olan ilgilinin, ameliyat sırasında oksijen yerine karbondioksit gazı verilmesi sonucu ölümünde idarenin ağır hizmet kusuru nedeniyle tazmin sorumluluğunun bulunduğu tartışmasızdır.”

Kamu görevlisi uygulamak durumda olduğu mevzuat hükmünün tereddüde ve yoruma mahal vermeyecek derecede açık ve anlaşılır olduğu durumlarda bu hükmü uygulamaz, uygulamada kasti gecikirse veya kasti olarak eksik uygularsa kişisel kusurundan söz edilir. Bu duruma ilişkin en bariz örnek yargı kararlarının uygulanmamasıdır. İYUK md.28/4 uyarınca yargı kararını yerine getirmeyen kamu görevlisine karşı adli yargı da tazminat davası açılabilir.

bb)Ağır Kusur Şartının Varlık Nedeni

Bazı faaliyet alanlarında idarenin sorumluluğuna hükmedilebilmesi için basit kusurun yeterli görülmemesinin ve ağır kusurun şart koşulmasının başlıca üç nedeni vardır.

aaa) Yürütülmesinde güçlük olan bazı faaliyetlerin yerine getirilmesi esnasında işlenilen basit kusurlar mazur görülebilir kusurlardır. İdare, tıbbi müdahaleler, itfaiye, can kurtarma, polis gibi alanlarda uzun boylu düşünmeden derhal harekete geçip müdahale etmek zorundadır. Böyle bir alanda idarenin hata yapmamak için temkinli davranması, uzun boylu düşünmesi kamu yararı düşüncesiyle bağdaşmaz.

bbb) Zorlukla yürütülen faaliyet alanlarında basit kusur, sorumluluğun doğumu için yeterli olarak görülürse, kusurun teşhisi konusunda sıklıkla tereddütler ortaya çıkar.

ccc) Zor faaliyet alanlarında idarenin sorumlu tutulabilmesi için basit kusur yeterli sayılırsa, idare tazminat ödeme korkusuyla hareketsiz kalma yolunu tercih edebilir ki; bunda kamu yararı değil, zararı vardır.

GÖZÜBÜYÜK ve DİNÇER ağır hizmet kusurunu eleştirmektedirler:
“Ağır Kusur idarenin sorumsuzluğundan, idarenin sorumluluğu ilkesine geçilirken, idarenin sorumluluğunu belli ölçülerde kısıtlamak için başvurulan bir yol olarak düşünülebilir. Günümüzde, büyük ölçüde kusursuz sorumluluğa gidildiği bir dönemde, idarenin sorumlu tututlabilmesi için kusurun ağır olması koşulunu arama, sosyal devlet anlayışına da ters düşmektedir … Kusurun ağırlığı, tazminatın miktarı ile ilgili bir sorun olmalıdır; tazminatın tutarını etkileyen bir öğe olarak ele alınmalıdır”


B) YARGIYA GÖRE KUSURUN DERECESİNİN BELİRLENMESİNDEKİ KRİTERLER

İki türlü kusurun tarifini böylece yaptıktan sonra, idari yargının hangi esaslardan hareketlerle ve ne gibi kriterlere istinaden bir kamu hizmetinde yapılmış olan kusurun yukarıdaki iki kusur kategorisinden herhangi birine gireceğini belirlediğini inceleyelim. Kısacası mahkeme herhangi bir kamu hizmetinde kusurun hafif veya ağır olduğunu belirlemesindeki kriterleri inceleyim.

Danıştay’ın –kusuru iki dereceye bölerken ve bunlardan herhangi birine sokarken- dikkate aldığı genel ve teorik esas ve düşünceler şunlardır:

* İdarenin maruz kaldığı güçlük
* Kamu hizmetinin sosyal önemi


a)İdarenin Maruz Kaldığı Güçlükler

İdare açısından bir kamu hizmetinin icrası kolay ise; hizmette yapılan hafif kusur sorumluluk için yeterlidir.

Eğer hizmetin muntazam ve mükemmel bir şekilde icrası oldukça zorluk arz etmekteyse kusurun da idarenin sorumluluğuna neden olabilmesi için ağır olması aranır.

Nihayet hizmetin muntazam ve mükemmel bir şekilde icrası hususunda idare çok fazla güçlükle karşı karşıyaysa, kusurunda olağanüstü olması gerekmektedir.


b)Kamu Hizmetinin Sosyal Önemi

Herhangi bir kamu hizmetinin “sosyal önemi” ne kadar fazla ise, şüphesiz, idarenin tazminata mahkum edilebilmesi için daha kusur aranır.


C)KUSURUN DERECESİN BELİRLENMESİNDEKİ DİĞER KRİTERLER

Danıştay, kusurun derecesinin belirlenmesinde kamu hizmetinin zamanını, mahallini,idarenin elinde bulunan vasıta ve imkanlar, yazılı mevzuat ve zarar gören şahsı dikkate almalıdır.

a)Zaman

Kamu hizmetinin icra edildiği zamanın kusurun ağırlı üzerinde etkisi vardır. Şöyle ki; Danıştay, kamu hizmetinin normal zamanda ifası ile olağanüstü ve burhanlı zamanlarda (harp,salgın hastalık, her türlü afetler.. gibi) ifası arasında - idarenin bu hizmetlerin icrasında yapmış olduğu çabayı dikkate alarak - bir fark gözetmeli ve birinci halde kusurun derecesini takdir ve tespitinde daha sert ve şiddetli davranıp ikinci halde daha yumuşak hareket etmelidir.
Ayrıca gündüzleri icra edilen bir kamu hizmetindeki kusur ile geceleri (özellikle gecenin ilerlemiş bir saatindeki ) icra edilen kusur arasında aynı şekilde bir fark yaratılmalıdır.

Örnek vermek gerekirse; İdarenin – sokakları aydınlatma vazifesindeki kusuru dolayısıyla- gece yarısından bir hayli sonra , iki buçuk sularında bir hastaya çağrılan doktorun sakatlanmasına sebebiyet verdiğinde, Danıştay idarenin sorumluluğunu –aynı olayın gece yarısından önce meydana gelmesi haline nazaran – daha zor kabul etmektedir.


b)Mekan

Hizmetin icra edildiği mahallin kusurun ağırlığı üzerinde tesiri vardır. Mesela bir gösteriye katılan veya bunu sadece seyreden bir kimsenin zabıta tarafından sokakta tartaklanması, dövülmesi ile karakol kapısından içeri girdikten sonra hırpalanması, dövülmesi arasında elbetteki fark olup; idari mahkeme ikinci halde idarenin sorumluluğunu birinci hale nazaran çok daha kolaylıkla kabul etmelidir.


c)Vasıta ve İmkan

İdarenin elinde bulunan vasıta ve imkanlarında kusurun ağırlığı üzerinde tesiri vardır. Örneğin Paris belediye mezbahasından hayvanların –gereken tedbirlerin alınmamasından dolayı- kaçmasında , Fransız Danıştay’ının idarenin sorumluluğunu daha fakir ve bu kadar geniş imkanlara sahip olmayan belediyeler nazaran, daha kolaylıkla kabul ettiği göze çarpmaktadır.

Bir başka örnek vermek gerekirse, idareye ait bir işaret direğinin bir şahıs tarafından sökülüp bir kanala atılması dolayısıyla, aradan çok vakit geçmeden, bir başka şahsa ait bir vapurun hasara uğraması üzerine idare aleyhine açılan davada Fransız Danıştay’ı direğin atılması ile kazanın meydana gelmesi arasında çok kısa bir zaman gectiğini, bundan dolayı memurların kazadan önce direğin ortadan yok olduğunu gözetecek durumda olmadıklarını, ortada idarenin dikkatini çekecek herhangi bir hadise de oluşmadığı müddetçe idareden bir kanalın yatağında her an gözetim ve sondajlar yapması bekelenilemiyeceğini, şu halde idarenin bu kazadan sorumlu tutulamayacağını kabul etmiştir.


d)Mevzuat

Hizmetin icrası hususunda, idarenin elinde kendisine yol gösterebilecek olan açık bir mevzuatın mevcut olup olmamasının kusurun ağırlığı üzerinde etkisi vardır. Herhangi bir hizmetin icrası hususunda idarece uyulması gereken bir mevzuat mevcut olduğu halde idarenin buna uymaması, idarenin bu gibi rehberden ve bundan dolayı kolaylıktan mahrum olduğu hallerde nispeten daha ağır bir kusur aranmalı ve bu gibi hallerde idarenin sorumluluğuna daha kolaylıkla hükmedilmelidir.

e)Zarar Gören Şahıs

Zarar gören şahsın, kamu hizmeti karşısındaki durumunun kusurun ağırlığı üzerinde etkisi vardır. Şöyle ki; genellikle kamu hizmetlerinden faydalananların bu hizmetin icrası zamanında herhangi bir surette zarar görmeleri hallerine nazaran, hizmet karşısında tamamıyla üçüncü şahıs durumunda bulunanların zarar gören olmaları halinde idarenin sorumluluğu daha kolay kabul edilmektedir.


4) HİZMET KUSURU SAYILAN DURUMLAR

Hizmet kusurun ilişkin çeşitli sınıflandırma girişimleri yapılmışsa da bunlar içerisinde de hala önemini koruyanı; iki Dünya Savaşı arasındaki sorumluluk konusu uzmanlarından P.DUEZ’ in yaptığı “Hizmetin hiç işlememesi”, “Geç İşlemesi” ve “Gerektiği gibi işlememesi” şeklinde özetlenen sınıflandırmasıdır. Türk Danıştayı’ nın kararlarında hizmet kusurunun söz konusu olduğu durumlarda bu sınıflandırmayı esas alarak hüküm tesis ettiğinin altının çizilmesi gerekir.


A)HİZMETİN KÖTÜ İŞLEMESİ

Bu durum hizmet kusurunun en eski ve en geniş uygulama alanı bulan şeklidir. İdare tarafından, kendisine yüklenen faaliyetin icrası sırasında, alınması gereken önlemlerin alınmaması, faaliyetin eksik ve yanlış düşünceyle yönetilmesi yahut icra edilecek faaliyetin maruz kaldığı kalitesizliktir.

Hizmetin kötü işlemesi, hizmetin beklenen özen, dikkat ve kalitede yapılmamasıdır. Hizmetin kötü işlemesinin saptanmasında, kesin ve her zaman için geçerli ölçütler bulmak olanaksızdır. İdari yargı yeri, olayına göre hizmetin kötü işlemesi halini saptayıp somutlaştıracaktır. Öte yandan, belli kamu hizmetleri için özellikle, ülkelerin gelişmişlik düzeyini ve buna bağlı olarak sahip bulundukları olanakların, kalite açısından büyük farklılıkların ortaya çıkmasına yol açtığı da bilinmektedir. Nitekim, Danışyatımız, hizmetin kötü işlemesi ile ilgili olarak sadece örnekler üzerinde belirtmeler yapmakla yetinmiş, bu konuda genel bir model benimsemekten kaçınmıştır.

Hizmetin kötü işlemesi bir idari eylem biçimde ortaya çıkabileceği gibi, bir idari işlem biçiminde de ortay çıkabilir. Hizmet kusuru yalnızca maddi kusurlar itibariyle ortaya çıkmaz. Hukuki kusurlar itibariyle de ortaya çıkabilir. Örneğin, idarenin bir hukuk metnini yanlış uygulaması hukuki bir kusur oluşturur. Bu sorumluluğa ilişkin karar vermede her somut olayı ayrı değerlendirmek gerekir. İdarenin personel eğitiminde gerekli dikkat, hassasiyet ve özeni göstermemesi; sağlık kuruluşlarında tedavi için gerekli ilaç, alet ve personelin her n hazır bulundurulmaması, ameliyat sonrasında tedavi ve bakımının aksaması ve gerekli tedavinin yapılmaması, tedavi için gerekli personelin yetersizliği; kamu hizmetinin ifasına tahsis edilen malların bakım ve onarımının gerektiği ölçüde ve zamanda yapılmaması ; ifa edilen kamu hizmetlerin mevzuatta belirtilen nitelik ve ölçülere aykırı olarak yerine getirilmemesi

B)HİZMETİN HİÇ İŞLEMEMESİ

Burada her şeyden önce idarenin hizmeti yürütmedeki yetkisinin bağlı yetki mi yoksa takdir yetkisi mi olduğunu tespit etmek gerekir. Eğer idarenin yetkisi bağlı ise; bu takdir de idarenin hareketsiz kalmasının hizmet kusuru teşkil edeceğinde şüphe yoktur. Buna karşılık, idareye takdir yetkisi tanınmış ise idarenin hareketsiz kalmasının onun sorumluluğuna yol açacağı her zaman söylenemez. Zira, idareye tanınan takdir yetkisinin mutlak olmayıp belli sınırlar içersinde kullanılması gerektiğinden, takdir yetkisi bu sınırları aşılarak kullanıp da hizmet yürütülemez ise, idarenin yine hizmet kusuru nedeniyle sorumlu olması gerekir.

Hizmet kusuru idarenin somut davranış ve tutumu sonucunda olabileceği gibi; yerine getirmekle yükümlü olduğu hizmet için hiçbir somut şey yapmaması, hareketsiz kalması hallerinde ortay çıkar.

Hizmetin Hiç işlememiş olması durumunu, özellikle trafik yada bayındırlık çalışmaları ile ilgili işaretlerin konmamasına yahut kolluk kuvvetlerinin işe karışmaması biçiminde kendini göstermektedir.

Bu konuda örnek vermek gerekirse; yol çalışmaları sırasında bölgeye kum döken idarenin kaza olmaması için burada ışıklandırma veya işaret koyma gibi tedbirleri olmaması hizmetin hiç yapılmaması niteliğindedir.

Bu konuda ayrıca Anayasanın 65 inci maddesini de irdelemek gerekmektedir. Anayasamızın 65 inci md.’e göre “ Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, … mali kaynakların yeterliliği ölçüsünde yerine getirir. ” Bu Anayasa maddesi karşısında hizmetin hiç işlememesi, idarenin mali kaynaklarının yetersizliğinden ileri gelmiş ise hizmet kusuru sayılamayacak mıdır? Danıştay 12. Dairesi 29.4.1972 gün,1970/5736 E.,1972/1282 K. Sayılı kararında “Devletin sorumluluğu iktisadi gelişme ve mali kaynaklarının yeterliliği ile sınırlıdır” gerekçesiyle “Dere yataklarının sık sık temizlenerek bakımlı bir halde tutulması maddi ve teknik imkanlara bağlı olduğu için bu kabil hallerde doğan zararlardan devleti sorumlu tutmaya hukuken imkan yoktur” Ancak mali kaynakların yetersizliği nedeniyle sorumsuzluk hallerinin sınırlandırılması gerekir. Aksi takdirde idare her zaman mali kaynaklarının yetersizliğini ileri sürerek, sosyal ve ekonomik alanlardaki görevlerini ihmal etme ihtimali ortaya çıkar.Ayrıca yasa hükmünden anlaşılacağı üzere devlet sadece sosyal ve ekonomik alanlarda, mali gücü oranında hizmet yürütür. Örneğin kolluk görevini yerine getirmeyen idarenin mali kaynakların yetersizliği nedeniyle, sorumluluktan kurtulması düşünülemez.


C) HİZMETİN GEÇ VEYA YAVAŞ İŞLEMESİ

İdare yerine getirmek zorunda olduğu hizmetleri, hizmetin niteliklerini de göz önünde bulundurarak somut olaylarla uyum sağlayabilecek bir sürat ile yerine getirmelidir. Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde olağan sayılmayacak nitelikteki bir gecikme, yerine göre bir hizmet kusuru oluşturur. İdare icra edeceği yükümlülüğü için bir sürenin öngörüldüğü durumlarda, öngörülen süreye uymak zorundadır. Aksi takdirde meşru kabul edilebilir bir mazereti yoksa hukuka aykırı davranmış olur ve doğan zararı tazmin ile yükümlüdür. Mevzuat idareye yerine getirmek zorunda olduğu faaliyetleri belirtip bunarlın gerçekleştirilmesi için bir süre öngörmediği durumlarda, idarenin o ana kadar mutat uygulamaları, iyi işleyen bir idarenin söz konusu etkinliği ne kadarlık bir süre içersinde yerine getirdiği gibi objektif kıstaslardan hareketle idareye normal ve makul bir süre tanınmalıdır.

Belediyeye ait su borusunun patlaması ve onarılmasındaki gecikme nedeni ile sızan sulardan evinde zarar oluşan davacı, hizmet kusuru nedeniyle zararını belediyeden tazmin edebilir.


III- FİİLİ YOL

1)TANIMI

İdari eylemeler, idarenin, kamu hizmetlerin görümü sırasında kamu hukuku alanında, kamu hukuk usul ve esaslarına göre yaptığı faaliyetleri, maddi manadaki fiil ve hareketlerini ifade eder1. İşte idare adına yapılan, hiçbir biçimde idarenin görev ve yetki alanına girmeyen açıkça yasalara aykırı eylemler, idari eylem sayılmamaktadırlar2.

Ord.Prof.Dr. Sıdık Sami ONAR fiili yolu, idarenin icraya yönelik maddi faaliyet ve hareketleri sırasında ağır bir surette usulsüz hareketleriyle, diğer bir deyimle usul dışı sayılacak fiil ve hareketleriyle ferdin mülkiyet hakkına, ferdi hürriyetlere veya herhangi bir kamu hürriyetine tecavüz olarak tanımlamaktadır3.

GÖZÜBÜYÜK fiili yolu kısaca şu şekilde tanımlamıştır: “Yönetimin, <<resen icra>> yetkisini hukuka aykırı olarak kullanması <<fiili yol-haksız fiil>> teşkil eder.”4

Bir Danıştay kararında fiili yol şu şekilde tanımlanmıştır:

“İdari usul ve esaslar dışında idarece yapılan eylemler <<haksız fiil>> niteliğinde olup, idarilik karakteri, taşımayan bu eylemlerden dolayı ancak adli yargıda dava açılması mümkündür. İdarenin bir kamu hukuku kuralına, yasa, tüzük, yönetmelik gibi bir kural işlem veya bir idari işleme yada bir yargı yeri kararına dayanmadan hadbehad <<haksız fiil>> niteliğinde eylemde bulunması mahkeme içtihatlar ve doktrinde <<fiili yol>> olarak nitelendirilmektedir…”5




2)ÖZELLİKLERİ

Fiili yolda “ açık bir yolsuzluk ve usule aykırılık ” ile mülkiyet hakkına veya kamu hürriyetine tecavüzün söz konusu olması ve bunun “maddi ve fiili icra ” yani icrai fiil ve ameliyeler ile uygulanması gerekmektedir6.


A)İDARİ EYLEM

Fiili yolun mevcut olabilmesi için, idarenin icrai bir fiil ve ameliyesi mevcut olmalıdır. Bazı hallerde hukuki tasarruf, idari karardaki ağır bir sakatlık da fiili yolu meydana getirebilirse de bunun için kararın tatbik sahasına geçerek fiili ve hareketlere, icrai ameliyelere inkilap etmiş olması veyahut kesin bir icra tehdidinin mevcut bulunması lazımdır7.

Fransa’da doktrin ve içtihat şu halleri fiili yol saymaktadır: belediye başkanının yıkılmaya yüz tutmuş bir binayı kanuni usulleri, yolları ve şekilleri nazara almaksızın yıkması ; bir valinin kamu hizmetinin muhafazası için bir zaruret ve yetkili merciin kararı olmadığı halde bir gazeteyi toplattırması8

Fiili yolun mevcut olabilmesi için maddi bir hareketin, idari bir kararın maddeten tahakkuk ettirilmesine teşebbüs edilmiş olmasının, icra safhasına geçilmiş, kararını fiil şeklinde tecelli etmiş veya etmesinin kesin olmasının mevcudiyeti yeterlidir.


B)AÇIK BİR YOLSUZLUK VE USULE AYKIRLIK

Sadece hukuka aykırılık idari fiilin usul dışı bir hareket ve fiili yol sayılması yeterli değildir. Fiili yolun mevcut olabilmesi için hukuka aykırılığın, yolsuzluğun derhal görülebilecek bir şekilde açık ve bariz olması gerekir9. Fiili yolun esası, idari bir kararın – bu karar kanuna uygun olsa bile – açıkca usulsüz bir surette usulsüz ve yolsuz bir şekilde icrasında veyahut icra mecburiyeti kesin olan kanun veya tüzüklerin tatbiki ile telifi kabil olmadığı açık bir surette görünen idari bir karar da mevcuttur.
Usulsüzlük ve yolsuzluğun bir mahiyeti idari tasarrufun ve idari fiilin idarilik mahiyet ve vasfını değiştirmiş, onun bir karakterini kaybettirmiş olur. Böyle bir istisnanın uygulanabilmesi için tatbik edilen usulün ve buna bağlı icrai fiil ve ameliyelerin kanunsuzluğunun hakimi ince tetkik ve takdirlere mecbur bırakmayacak derecede açık olması lazımdır10. Fransız doktrin ve içtihatı “açık yolsuzluk” unsurunu fiili yolun en bariz bir özelliği saymıştır.


C)MÜLKİYET HAKKINA VE KAMU HÜRRİYETİNE TECAVÜZ

Fiili yolun mevcudiyetinin üçüncü şartı, idari eylemin mülkiyet hakkına veya kamu hürriyetine tecavüz etmesi, bunları ihlal etmesidir. Fiili yolda sadece bir hakkın ihlali değil bir tecavüz mahiyeti ve ağırlığı da mevcuttur. Menkul ve gayrımenkul mülkiyetine herhangi bir suretle fiilen tecavüz, ferdi hürriyetlere veya basın, mezhep, vicdan, çalışma, seyahat hürriyetleri gibi kamu hürriyetlerin fiilen tecavüzü fiili yolun örneklerindendir11.

İdarenin içinde kalan; mülkiyet hakkına , şahsi haklara ve hürriyetlere tecavüz ve sirayet etmeyen usulsüz filer fiili yol teşkil etmez. Bunlar idarilik özelliğini korur ve bunlardan çıkacak ihtilaflar idari yargının görev ve yetkisine girer12.


3) FİİLİ YOLUN ÇEŞİTLERİ13

Fiili yol iki şekilde ortaya çıkar: Hukuk eksikliği , Usul Eksikliği

A)HUKUK EKSİKLİĞİ

Buradaki eksiklik ilk olarak maddi tedbirlerin isabet ettiği hukuki tasarrufların idari kararı etkileyerek onu fiili yola itecek derecede sakattır. Bu husus iki şekilde meydana gelir: ya kararın fiilen alınmamış sayılacak bir durumda olmasından yada kararın idari hakimi tarafından iptal edilmiş bulunmasından ileri gelir. Örneğin; bir memurun sahip olmadığı bir yetkiyi kullanması kararın yokluğunu ve bu nedenle idari eylemde hukuki eksikliği mevcut olur ve fiili meydana gelir. Konuyu daha da somutlaştırmak gerekirse fonksiyon gaspı, yetki gaspı bu mahiyette bir hukuk eksikliğidir. Yokluk veya ağır butlanla malul olan bir karara dayanılarak yapılan idari eylemler de fiili yolu oluşturur.

Aynı şekilde; memurun , idare mahkemesi tarafından iptal edilen bir arar dayanarak hareket etmesi; idari karar olmadığı veya bu sebeplerden dolayı idari karar henüz oluşmadan hareket ve icra safhasına geçilmek mümkün olmakla beraber bunun için bazı şartların mevcut bulunması gerektiği halde, bu sebep ve şartlar mevcut olmaksızın idari eyleme geçilmiş olması yada memurun kamu yararına aykırı bir şekilde hareket etmesi hukuk eksikliğine dayanan fiili yol teşkil eder.


B)USUL EKSİKLİĞİ

Bu duruma idare ya suç teşkil eden veya kullanması yasak olan bir usule başvurmasında rastlanır. Bunun tipik örneği, idarenin kararını icra hususunda kendiliğinden hareket yetkisine sahip olmadığı hallerde bunu resen icra ederek uygulamasıdır. Örneğin; idarenin kamı alacağı mahiyetinde olmayan ve bu nedenle idari usullerle tahsil edemeyeceği bir alacağı adli icra yoluna müracaat etmeden kendiliğinden tahsil etmesi fiili yol sayılır.

Ayrıca teorik olarak uygulaması mümkün olan bir usulün, idari eylemin uygulamasında uyulması gereken şartların tamamen ihmal edilmesi halinde de usul eksikliği bakımından fiili yol mevcuttur.


4)FİİLİ YOLUN HÜKÜM VE NETİÇELERİ14

A)İDARİ EYLEMİN VE SORUMLULUĞUNUN MAHİYETİNİN DEĞİŞMESİ

Fiili yolda öncelikle idari eylem mahiyetini değiştirir ve bu eylem medeni hukukun kapsamına girer. Medeni hukuk açısından bu eylem artık bir haksız fiildir.

Bu hüküm fiili yolun açık bir surette kanun ve nizama, idari usule aykırılığından ileri gelir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi; fiili yolda usulsüzlük o kadar bariz ve açıktır ki; artık bu eylemlerin idari eylem özelliğine sahip olup olmadıklarına hiçbir şüphe kalmaz, bu özellikten yoksunluğu gayet açık bir şekilde göründüğü için hakimi bu nokta üzerinde tetkik ve tahliller yapmaya mecbur bırakmaz

Buradan iki önemli çıkmaktadır:
1. İdarenin sorumluluğunun ve bundan doğan zarar ve ziyanın medeni hukuk ve borçlar hukuku kapsamında takdir edilmesi
2. Fiili yoldan doğan ihtilafın yargılamasının Adli Mahkemesinin kapsamında olması

B) ADLİ YARGININ YETKİSİ

Fiili yolun mevcudiyeti ve neticeleri adli hakim tarafından tavsif,tayin ve tespit olunur. Yani fiili yoldan doğan bütün ihtilaflar adliye hakiminin görev ve yetki sahasına girer. Çünkü; yukarıda söylediğimiz gibi, idari usul ve buna bağlı idari eylemler açık yolsuzluk yüzünden tamamen dejenere olarak idari mahiyetlerini kaybetmiş ve haksız bir fiil mahiyetini kazanmışlardır.

Fiili yol durumunda adliye hakimlerinin yetkisi epey geniştir: hakim fiilin mevcut olup olmadığını, şümulünü ve tekmil neticelerini tetkik ve tespit edebileceği gibi haksız fiil mahiyetinde olan idari eylemlerin durdurulmasına ve hem de bundan husule gelen tekmil zarar ve ziyanın idare tarafından tazminine hükmedebilir.

Fiili yol halinde, çoğunlukla, memurun şahsi kusuru ve bundan doğan haksız fiile bağlı medeni sorumluluk da bahis mevzu olur, bu durumunda adliye mahkemesi hem memur hem de idare aleyhindeki davayı ayni hukuki esaslar yani medeni hukuk ve borçlar hukuku hükümleri dairesinde tetkik ve halleder. Çünkü idarenin usul dışı hareketlerinde, fiili yol halinde usulsüzlüğün, yolsuzluğun ağır bir surette hukuk nizamına aykırılığından dolayı, idarenin fiili ile kamu hizmeti ve kamu kudreti arasında bağ kopmakta ve idare, adliye hakimi karşısında şahsı kusurundan dolayı haksız bir fiil işlemiş sayılan ve bu bakımdan sorumluluğu bahis mevzu olan memurla aynı duruma düşmek ve ayni sorumluluğa maruz bulunmaktadır.


IV-HİZMET KUSURU VE FİİLİ YOLUN KARŞILAŞTIRILMASI ve SONUÇ

1) GENEL OLARAK

Hizmet Kusuru ve Fiili yol kavramlarını incelemeye başlamadan önce İdarenin sorumluluğu kavramı üzerinde durduk. Yukarıda ayrıntılarıyla incelediğimiz gibi Hizmet Kusuru1 esas itibariyle idarenin sorumluluğu sayılmakta iken; fiili yol2 idarenin değil, bizzat memurun sorumluluğunu doğurur. Konumuza “İdarenin sorumluluğu ” ile başlamamızın nedeni ise; fiili yolda ortaya çıkan zarara sebep olan memur, yapmış olduğu fiili idare adına yapmaktadır. Bu durumda nesnel, objektif ve anonim bir kusur3 olan hizmet kusurunun hükümleri mi yoksa fiili yolun hükümlerini mi uygulayacağımız sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu sorunun temelini teşkil eden kavramı “idarenin sorumluluğunu” incelemekte fayda gördük.

Her iki kavramın ortak yönü, yapılan işlem yada eylemin idare adına yapılmış olmasıdır diyebiliriz. Fakat bununla beraber her iki kavram gerek zarara sebebiyet veren hukuki kavram açısından gerek hüküm ve neticeleri açısından birbirinden farklılık arz etmektedirler.


2)ZARARA SEBEBİYET VEREN HUKUKİ KAVRAM AÇISINDAN

İki müessese arasında ilk göze çarpan farklılık; zarara sebebiyet veren hukuki kavram açısındandır.

Hizmet Kusurunda zarara sebebiyet veren hukuki kavram4, bir idari işlem, idari sözleşme veya idari eylem olabilirken; Fiili yolda zarara sebebiyet veren hukuki kavram sadece idari eylemdir.

3)HİZMET KUSURU ESAS, FİİLİ YOL İSTİSNADIR.

“İdarenin sorumluluğu konusunda kabul edilen ana kural : hizmet kusurudur. İdare hukukunda her sorumluluk hadisesi öncelikle bu açıdan incelenmektedir. Başka bir söyleyişle, İdare hukukunda prensip itibariyle idare aleyhine açılan tam yargı davası neticesinde idarenin sorumluluğuna hükmonulabilmek için bir hizmet kusurunun mevcudiyeti gerekli ve zorunludur. Hizmet kusuru mevcut değilse, idare de kural olarak sorumlu değildir: tazminata mahkum edilemez.”5

İdarenin de adının geçtiği ve neticesinde bir zararın mevcut olduğu olayda, derhal fiili yoldan bahsedemeyiz. Zira fiili yolun mevcudiyeti için açık bir yolsuzluk ve usule aykırılık6 mevcut olmalıdır.


4)HİZMET KUSURU ANONİM BİR KUSURDUR, FİİLİ YOL BİR ŞAHSA MUNHASIRDIR

Hizmet kusuru anonim bir kusurdur; “ bu kusur, ismen, cismen malum ve belirli bir kişiye, tayin ve teşhis edilen bir ajan ve memura atıf ve izafesine gerek yoktur. Zira hizmet kusuru belirli bir ajan ve memurun şahsına dönen kişisel bir kusur olmayıp; belirli bir kamu hizmetini görmekle yükümlü olan idare teşkilatına,idare tüzel kişisine, idareye –bu hizmeti yürütmekle mükellef olması itibariyle- terettüp eden bir kusurdur. Bu itibarla kusurun belirli bir ajanla, memurla herhangi bir bağı yoktur”7

Fiili yolda ise haksız fiili ika eden memurun şahsi sorumluluğu söz konusudur. Memur yapmış olduğu eylemi,idare adına yapmakta, lakin o kadar açık bir usulsüzlük ve hukuksuzluk8 yapmıştır ki; artık o yapılan eylem idarilik özelliğini kaybetmiştir9. Artık ortaya çıkan zarardan idare değil, memur bizzat sorumlu olmaktadır.


5)HİZMET KUSURU İDARİ YARGININ, FİİLİ YOL ADLİ YARGININ GÖREV ALANINA GİRER

Hizmet kusuru, bağımsız bir niteliğe sahip,soyut, objektif, anonim ve idarenin kusuru olduğu için10, buna ilişkin ihtilafların çözüm yeri idari yargıdır.

Fiili yolun mevcudiyeti ve neticeleri adli hakim tarafından tavsif, tayin ve tespit olunur. Denilmek istenen fiili yoldan doğan bütün ihtilaflar adliye hakiminin görev ve yetki sahasına girer. Çünkü; yukarıda11 söylediğimiz gibi, idari usul ve buna bağlı idari eylemler açık yolsuzluk yüzünden tamamen dejenere olarak idari mahiyetlerini kaybetmiş ve haksız bir fiil mahiyetini kazanmışlardır12.

KİTAP

Av. İlker Hasan Duman
Açıklamalı-İçtihatlı
İNŞAAT HUKUKU
8. Baskı
Seçkin Yayıncılık, Mayıs 2016

YARGI HABERLERİ

İMAR PLANLARINDA HİYERARŞİK İLİŞKİ, de, nazım imar planı; varsa bölge veya çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi [Devamı...]
İMAR PLANLARININ İPTALİ DAVASINDA DAVA AÇMA SÜRESİ, lanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin düzenleyici işlem [Devamı...]
UZLAŞMA TUTANAĞININ İPTALİ, dur. Bu işlem ise idarenin kendi iç bünyesinde yaptığı kişinin hukuki durumunda bir değişiklik meydana getirmeyen kesin ve yürütülebilir olmayan işlemdir. Kamulaştırma [Devamı...]
TÜKETİCİ HAKEM HEYETİ KARARLARI, rların ise İcra ve İflas Kanununun “ilamların yerine getirilmesi” hakkındaki hükümlere göre yerine getirileceği, Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararlarına karşı [Devamı...]
Kooperatif Ortağı, Ödemiş Olduğu Aidatın Ayrıldığı Yıl Bilançosuna Göre Hesaplanacak Masraf Hissesi Düştükten Sonra Bakiyesini Talep Edebilir;, n ayrılan ortak, ödemiş olduğu aidatın tamamını değil, ayrıldığı yıl bilançosuna göre hesaplanacak olan masraf hissesi düşüldükten sonra bakiyesinin iadesini talep [Devamı...]
Likit Sayılması Gereken Kooperatif Aidat Alacağı Hakkında İcra İnkar Tazminatına Hükmedilmesi Gerekir;, ooperatife ait üye kayıt defterinde davacının ödediği meblağlar açıkça yazılmıştır. Davalı kooperatif sadece alacağın muaccel hale gelmediğini savunmuştur. Bu durum [Devamı...]
Kooperatif Eski Yöneticilerinin Kooperatifi Zarara Uğrattığı İddiasına Dayalı Tazminat Davası;, rulun bu yönde karar alması ve davanın denetçiler tarafından açılmasına bağlıdır. Fakat anılan yönteme uyulmaması durumunda davacı tarafa süre verilerek açılan [Devamı...]
Yönetim Kurulu Ve Tasfiye Kurulunun Yetkileri;, ooperatifler Kanunu'nun 55/1. maddesi aidat toplama görevinin yönetim kuruluna ait olduğunu, kooperatif ana sözleşmesinin 44/10. maddesi ise kooperatif adına dava açma ve [Devamı...]
İmar Kısıtlamalarından Doğan Davalar, [Devamı...]
Avukatın Dürüstlük Kuralına Aykırı Davranışı;, kilde fazladan avukatlık ücreti isteyemez (8. HD. 9.3.2015, 5221/5534).  [Devamı...]
Tespite İlişkin Kararlar İcraya Konulamaz;, lir (8. HD. 8.9.2014, 23863/14838).  [Devamı...]
Acele Kamulaştırmada Acelelik Halinin Değerlendirilmesi, ele kamulaştırılacak taşınmazlar açıklıkla gösterilmek suretiyle acele kamulaştırmanın kapsamı ve çerçevesinin belirlenmesi, acelelik halinin dışındaki durumlar için [Devamı...]
Katkı Payı Davasında Zamanaşımı, t olaya yeni Medeni Kanunda yer alan zamanaşımı kuralları uygulanmaksızın mal rejimi ve Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri dikkate alınarak çözüm [Devamı...]
Vadeden Sonra Ciro Alacağın Temlikidir, (12. HD. 19.1.2010, 19566/934). [Devamı...]
Bonoda Zamanaşımı, ; yıldır (12. HD. 17.3.2009, 25557/5658). [Devamı...]
Sözleşmeye Aykırılıktan Kiracının Tahliyesi, lığın giderilmesinin istenmesi gerekir. Kiralanan yerin açık şekilde fena kullanılması durumunda ihtar gönderilmesine gerek yoktur (6. HD. 2.11.2010, 7891/11974). [Devamı...]
Kararın Yalnız Boşanma Hükmünün Kesinleşmiş Olması, uml;re, nafaka ve tazminat alacağı kesinleşip kesinleşmediğine bakılmaksızın takibe konulabilir hale gelmiştir (HGK. 22.10.2002, 656/638). [Devamı...]
Kiralanan Yerin Boşaltıldığının İspatı ve Geriye Kalan Ayların Kirasında Kiracının Sorumluluğu, nundan önce boşaltan kiracı geri kalan sürenin kira parsından sorumlu olur. Ancak kiralayan da zararın artmaması ve taşınmazı aynı koşullarda başkasına kiralamak için gerekli [Devamı...]
Sanayi Suyunun Kaçak Olarak Satılması, delin davalı tarafından ödenmediğini öne sürmüştür. Mahkemece, dava konusu olayla ilgili olarak davacının yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar [Devamı...]
Bağımsız Bölümde Oturanların Komşularını Rahatsız Etmesi Ya da Yükümlülüklerini Yerine Getirmemesi Tahliye Nedeni Değildir, nda o kişinin ya da kişilerin bağımsız bölümden tahliyesini değil, Kat Mülkiyeti Kanunu md. 33/son’daki yaptırımın uygulanması gerekir. Tahliye hususu aynı Yasanın 24. [Devamı...]
Mal Ayrılığı Rejiminin Geçerli Olduğu Dönemde Taşınmaz Alırken Eşe Yapılmış Olan Katkı "Elden Bağış" Niteliğindedir, karşılıksız kazanma yoluyla gelen bu para, onun kişisel malı olmuştur. Davalıya ait pay “bağış” yoluyla gelen bu para ile alındığına ve davalının kişisel malı olduğuna göre, davalı [Devamı...]
Verilen Onayın Geri Alınması TMK md. 2'ye Aykırıdır, a açmaları dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz (18. HD. 15.6.2010, 1416/9003). [Devamı...]
Bonoda Bedelsizlik İddiasının İspatı, [Devamı...]
Manevi Tazminat, a açıklandığı üzere, ne bir ceza ne de gerçek anlamda bir tazminattır. Zarar uğrayanın manevi ıstırabını bir nebze dindiren, ruhsal tahribatını onaran bir araçtır. Manevi [Devamı...]
Haksız Fiilde Failin Temerrüdü ve Faizden Sorumluluğu, inden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği [Devamı...]
Boşanma Davasında Ziynetlerin İstenmesi, ahsilini de istediğine göre, hüküm altına alınan ziynetlerin cins, gram ve ayarları gösterilmeden toplamının değerine göre hükmedilmesi doğru değildir (2. HD. [Devamı...]
Boşanma Davasında Çalışmaya İzin Verilmemesinden Kaynaklanan Kazanç Kaybının İstenmesi, asının izin vermediğini öne sürerek, bu yüzden yoksun kaldığı kazanç kaybına karşılık maddi tazminat istemiştir. Bu talep TMK’nun 174/1 kapsamında boşanmanın eki [Devamı...]
KAZANILMIŞ HAK, nmazdaki yapıların kaba inşaatının tamamlandığı, idare mahkemesince dava konusu yapı ruhsatlarıyla tespit edilen kısım haricinde yeni yapılaşma hakkı verilmediği, bu nedenle ruhsatların kazanılmış [Devamı...]
İŞLEMİ KURAN İDARE ONU GERİ ALABİLİR, ">Fazla çalışma ücretlerinden kesilen gelir vergisinin iadesi istemiyle yapılan başvurunun Defterdarlık tarafından kabul edilerek yapılan kesintilerin davacıya ödendiği, sonrasında [Devamı...]
İDARE MAHKEMESİNDE DAVA AÇMA SÜRESİ, ">Anayasanın 125’inci ve 1602 sayılı Kanunun 40’ıncı maddesinde, dava açma süresinin her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihini izleyen günden itibaren [Devamı...]
Karayolları Trafik Kanunundan Doğan Hukuk Davalarında Görevli Ve Yetkili Mahkeme, e yayımlanan değişiklikle bu kanunun uygulanmasından doğan hukuk davalarında görevli ve yetkili mahkemeler yeniden belirlendi: "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları [Devamı...]
Alkollü Araç Kullanmak, ol açmaz. Mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan kurul aracılığıyla; olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip [Devamı...]
Bonoda Zamanaşımı, re üç yıllık zamanaşımı süresine tabi iseler de; söz konusu bonolar taraflar arasındaki temel borç ilişkisi yönünden yazılı delil başlangıcı olarak kabul [Devamı...]
Üye Kooperatifle İlişkisini Kesince Üyelik Sıfatı Sona Erer, üğünü yerine getirmeyen ve ilişkisini kesen davacının kooperatif ortağı olduğunun tespiti için açmış olduğu davanın MK’nın 2. Maddesi uyarınca kabul edilemeyeceği, [Devamı...]
Estetik Ameliyatı Yapılmasına İlişkin Sözleşme, öne sürerek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Dosya kapsamından estetik ameliyat konusunda tarafların sözleştikleri anlaşılmaktadır. Tarafların sözleşme yapmaktaki asıl [Devamı...]
Müstehcen Görüntü Bulundurma, ideo görüntüleri olduğu, bir kısmının ise hayvanlarla insanların cinsel ilişkilerinin görüntülerini içerdiği, çocukların kullandığı müstehcen [Devamı...]
Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi-Yolsuz Tescil, nde olup, bu yolla oluşan tapu kayıtları gerçek mülkiyet durumunu oluşturmaz. Yüklenici edimini ifa ettiği oranda şahsi hak elde edebilir ve elde ettiği hakkını [Devamı...]
Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi-Alacağın Temliki-İtiraz ve Defiler, ly: Calibri; mso-fareast-language: TR; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">Yüklenici arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesine göre kazandığı şahsi hakkını [Devamı...]
Temyiz Harcının Yatırılamaması-adil Yargılanma Hakkı, kça yüksek miktarda olan karar ve temyiz harcının yatırılmasının istenmesi ve verilen sürede yatırılmaması üzerine kanun yoluna başvuru hakkının ortadan [Devamı...]
Harici Satış Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil, kümleri uyarınca isteyebilirler. Taşınmazın güncel karşılığı talep edilmez ise de, harici satış nedeniyle ödenen bedelin uyarlama kuralları gereğince hesaplanması ve sonucuna göre [Devamı...]
Tespit Davasında Hukuksal Yarar Koşulu, rdan söz edebilmek için; bir hakkın veya hukuki durumun mevcut ve yakın bir tehlike ile tehdit edilmiş olması, bu tehdidin zarar doğurabilecek nitelikte olması, tespit [Devamı...]
Sözleşmeye Aykırılık Nedeniyle Tahliye, iş olmasının verilen süreden sonra olup akde aykırı davranışı ortadan kaldırmayacağı gözetilmelidir. Öte yandan kiralanan kiralanma amacı dışında kullanılmaya da devam etmekte olup, [Devamı...]
İştirak Nafakası, ;ocuğa bakıyorsa, çocuğa bakan taraf velayetin nezi davasını açmadan doğrudan iştirak nafakası talebinde bulunabilir (3. HD. 11.10.2010, 14433/16126). [Devamı...]
Boşanmada Manevi Tazminat, zere boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden olmalıdır. Boşanma sebebi olarak gösterilmemiş, ancak boşanmanın kesinleşmesine kadar gerçekleşmiş sadakat [Devamı...]
CEMAAT VAKIFLARININ GAYRİMENKUL EDİNME HAKKI:, ip gerçek ve tüzel kişiler sahip olabilirler. Fransız ... Rahipleri adlı topluluk adına tapuya kayıtlıyken, açılan dava sonucu tüzel kişiliği bulunmayan ve ne Türkiye [Devamı...]
AİHM'NCE HÜKMEDİLEN TAZMİNATIN HAZİNECE ÖDENMESİ:, ersonele rücu mekanizması işletilmediği için dava yoluna başvurulduğunu, sorumlulara rücu etme konusunda idarenin takdir yetkisi bulunmadığını; maddi mağduriyetleri ödenen [Devamı...]
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ'NİN KESİNLEŞMİŞ HAK İHLALİ KARARLARI:, üler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuşlardır. Anılan mahkeme, hükümlülerin yargılandığı Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin bağımsız ve tarafsız olmaması, savunma [Devamı...]
AVRUPA SOSYAL ŞARTI:, uml;venlik sisteminden yararlanarak böyle bir imkan sağlayamayan herkese yeterli yardımı sağlamayı ve hastalık halinde bu kişinin şartlarının gerektirdiği bakımı sağlamayı akit taraflar [Devamı...]
AHİM ÖNÜNDE YAPILAN SULH ANLAŞMASI İİK'NIN BELİRTTİĞİ ANLAMDA İLAM SAYILMAZ:, ilişkin kararına dayanarak Dışişleri Bakanlığı aleyhine ilamlı icra takibine geçmiş, takibe mercii nezdinde borçlu vekilince şikayet edilmiştir. İlamlı icra yoluna başvuru için [Devamı...]
AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNE AYKIRILIK:, lgili davalarda, davanın taraflarının herbirinin; diğer taraf karşısında kendisini önemli ölçüde dezavantajlı konumda bırakmayacak şartlarda iddia ve savunmalarını mahkemeye [Devamı...]
TERCÜMANLIK ÜCRETİ SANIĞA YÜKLETİLEMEZ:, nığa sağlanan tercüman için ödenecek ücretin mahkumiyet halinde dahi sanığa yükletilemez (7. CD. 24.6.2003, 2478/5303). [Devamı...]
ADİL YARGILANMA HAKKINA AYKIRILIK, azlığın, taraflar arasında fark gözetmeksizin iddia ve savunmaların eşit ve karşılıklı yapıldığı dürüst bir yargılamadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uluslararası insan [Devamı...]
DİL BİLMEYEN SANIĞIN ÜCRETSİZ OLARAK ÇEVİRMENDEN YARARLANMA HAKKI, yardımından ücretsiz olarak yararlanmak hakkına sahiptir" hükmüne aykırı olarak mahkemece mahkum olan dil bilmeyen sanıktan çevirmenlik ücretinin alınmasına karar [Devamı...]
AHİM'in KESİNLEŞEN KARARI, in kararına ilişkin AHİM 2. Dairesinin kesinleşen kararı nedeniyle 2577 sayılı Yasa'nın 53/1-ı maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü ile dava konusu işlemin iptali gerekir [Devamı...]

HIZLI ERİŞİM

Seçilmiş Mevzuat Seçilmiş Yazı ve Yargı Kararları Dilekçeler Sözleşmeler İhtarnameler İnşaat-İmar Sözlüğü İnsan Hakları Belgeleri İnsan Hakları Kararları Bilirkişi Raporları Yasal Faiz Hesabı Hukukumuzda Parasal Sınırlar Avukatlık Asgari Ücret Tablosu Önemli Yasal Süreler

KÜMELER

AYIN KONUSU YÖNETSEL YARGI YARGI DÜNYASI ANAYASA VE ANAYASA MAHKEMESİ MAKALELER AVUKATIN GÜNCELİ TBB DİSİPLİN KARARLARI FORUM PRATİK BİLGİLER RESİM VE KARİKATÜR ÖZLÜ SÖZLER ATATÜRK VE CUMHURİYET BAĞLANTILAR

HAVA TAHMİNİ

5 Günlük Hava Tahmini (İstanbul) 5 günlük hava tahmini
5 Günlük Hava Tahmini (Ankara) 5 günlük hava tahmini
5 Günlük Hava Tahmini (İzmir) 5 günlük hava tahmini Kaynak http://www.dmi.gov.tr